30 Ağu 2016

eflatun an


renkleri arıyorum
nereye gittiler
mor ruh
eflatun an
arıyorum
gökte
-yok

aramanın peşine düştüm
cevapsız aramalar
sinyal sesinden sonra
uçuyor mesajlar

koşuyorum peşinden
martıların
- kimsesiz, zamansız
kedi sesine benziyor çığlıkları
özlüyorum
Akdeniz'e selam
Marmara'ya hasret

29 Ağu 2016

1 kitap 1 dizi


Bir dizi  bir kitap tanıtımı yapayım dedim. eleştiri diyemiyorum henüz. eleştiri biraz daha komplike, ayrıntı ve daha profesyonel olur. ben daha çok sevdim sevmedim tavsiye şeklinde yazıyorum. Eleştirilere de dönüşür umarım.

Önce diziden başlayayım.


ABD'de Freeform kanalında salı günleri yayınlanıyor. teen drama, tarihi, korku ve doğa üstü türlerinde. Yani tam benlık. 1980li yıllarda geçiyor ama 100 yıl öncesine dayanan bir hikaye. 80lerin kabusu sanatizm ile başlıyor hikaye ama altında doğa üstü şeyler çıkıyor. gerçekten şeytanı uyandırma. 

olaylar bir kamp alanında geçiyor. kim küçük çocuğunu şehirden uzakta öyle bir yere gönderir ki? 

Henüz 1.sezonda. Salı günü de 10.bölüm yayınlanacak. Ama biz çarşamba günü izleyebiliyoruz tabii. 9.bölümde acayip ters köşe olmuştuk. yeni bölümü heyecanla bekliyorum.










Kitaba gelince bütün kadınların kafası karışıktır.
ilk defa ece temelkuran okudum. çok sevdim kalemini.

Ön sözünde 'yavaş yavaş okumanız için' yazmış. Zaten yavaş okunuyor. Ve yazar akıcı olmamasını dert etmediğini söylüyor. yazdıkları boğazda düğüm olup kalsın istiyor.

Kadınları, kadınlığı ve insanlığı sorguluyor.
Neresi kurgu neresi gerçek, bilemiyor insan. Ama ne önemi var ki? Kurgu olması sorunların gerçekliğine engel değil.

Okurken, bütün kadınlar birbirine mi benzer, diye düşünüyorum  çokça. Türlerine göre ayırınca ama.

Mesela 1.grup çocuk da yaparım kariyerde mottosunu hayat felsefesi kabul etmiş. Ama bir yandan da dişiliklerini kullanmayı, dişiliklerini ön plana atmayı alışkanlık haline getirmişler.

2.grup duyarlı ama daha az duygusal. evlilik, çocuk pek tarzları değil. İyi bir eğitim, entelektüel, akademik çalışmalar, sanat, felsefe. Her şey iyi hoş da tüm duyarlılığına rağmen toplumsal sınıflamaya karşı duramıyorlar. Evlerini temizleyen çalışanlarına 'alt sınıf muamelesinden' kaçınmayabiliyorlar.

3. grup. Ruhları sünnet edilmiş kadınlar, diyor yazar. Varlar mı yoklar mı belli değil yaşamda. Bastırılmış, sindirilmiş ve şiddete uğramış kadınlar.

Birçok yerin altını çizdim. Başka bir zaman da onları paylaşırım.

Kadınlar hep yazsın, kadınlar hep okusun, kadınlar hep gülsün.

26 Ağu 2016

Hayal tarlasındaki ağaç



Evvel zaman içinde, roket havada iken, pokemon topta iken... Ben dağdaki kaydıraktan kayıp dereye balık atariken, bir varmış bir yokmuş...masalın yalanı mı olurmuş.o yalan bu yalan, fili yuttu bir yılan...bu da mı yalan?derken;sabahleyin erken, keçiler koyunları traş ederken, cırcır böceği saz çalar, kedi ağaçtan paraşütle atlar iken ,çıkmış bir peri puf diye, bir laf atmış da ortaya. Gerisi neymiş bir bakalım. 

Uçsuz bucaksız bir tarla. Buğday mı desem pamuk mu desem. Ne mahsul var bir bilsem. Hayal desem en iyisi. Hayal tarlası. Tarlanın en kuzeyinde. Hem de tam ortasında, ölçtüm biçtim bak inan. Bir ağaç. Kökleri yerin yedi kat dibine kadar uzanan. Dalları göğün yedi kat üstüne dik uzayan. Etrafına mis kokular saçan bir ağaç varmış. Öyle bir mis koku ki, sen hangi kokuyu seviyorsan onu duyumsarmışsın. Çikolata mı desem çilekli tart mı yoksa güller mi lavanta mı? Ne seversen öyle. 


Ağacın yaprakları da çeşit çeşit. İğne yaprak, geniş yaprak. Sarılar morlar maviler. Hem rengarenk. Meyvesi ne peki bu ağacın? Dilek. Neeeee, dersin duyarım. Doğru dedim. Bu ağacın meyvesi dilek. Yanından geçerken ne dilediğine dikkat etmen gerekirmiş. Anında dileğin beliriverirmiş ağacın dallarında. Bay Sakız pek iyi bilirmiş bunu. 

Bay Sakız'ı unutmadın değil mi? Hayal tarlasının korkuluğu.

Bay Sakız ne isteyeceğini bilen çok akıllı ve de tatminkar birisiymiş. Tarlada çok çalışıp yorulduğu günler ödül olarak gidermiş ağacın yanına. Dermiş ki 'bana buz gibi bir limonata. Ama ev yapımı olsun olur mu canım ağaç, çok rica ediyorum.' Sakız'a en yakın dallardan birine bağlı olurmuş isteği.

Bir ikindi vakti, rüzgar hafif hafif eserken hayal tarlasına bir yabancı girmiş. Yolunu kaybetmiş bir gezginmiş. Günlerce yolda aç susuz ve yorgun. Hayatı yolları arşınlamakla geçmiş. Fakat artık yorulduğunu hissediyormuş. Rengarenk bir tarla görünce çok mutlu olmuş. Belki tarla sahibinden izin alıp yiyecek bir şeyler bulabilirmiş. Böyle düşünürken biraz uyumak istemiş. Çünkü gölgesinde soluklandığı ağacın toprağını çok sevmiş. Yumuşacıkmış. Kökleri de başını koymaya uygunmuş. Gözlerinden uyku akarken "Ah şimdi, pamuktan bir döşek olsa şurada. Başımı gömerim pamuk yastığa. Mis gibi kokan yeni yıkanmış çarşaflara sürmek başımı. Ne güzel olurdu' Sözlerini bitirir bitirmez en yakın 3 dalda döşek, yastık ve çarşaf belirmiş. Dallar ağırlıklarıyla biraz yere doğru eğilirken çok korkmuş gezgin. Gözleri fal taşı gibi açılmış. Bir ilüzyon mu diye düşünerek çarşafa dokunmuş. Hayır gerçek. Dallar kırılır korkusuyla hepsini indirip yatağı kurmuş. Uzanmış bir. Ama artık uykusu gelmiyormuş. Bir dilek daha dilese ya. Karnının çok acıktığının farkına vararak taze pişmiş ekmekle taze peynir dilemiş. Yatağın tam ortasına doğru iki dal egilmis. Şaşkın şaşkın karnını doyurmuş gezgin. 'Keşke bir kese altınım olsa' demiş. Sonra 'Dünyanın en zengini olmayı, dünyanın hakimi olmayı dilesem. Ama bütün bunlar bir oyunsa, beni kandırıyorlarsa. Belki bu dileklerin ücretini, karşılığını isterler. Ya kötü bir büyücünün oyunuysa ve birazdan karşıma çıkıp bana zarar verecekse...' Altın keseleri ve bir anahtar daldan gezginin kucağına düşmüş sırayla. Sonra tam kötü bir büyücünün karşına çıkmasına sıra gelecekken Bay Sakız' 'Hayır, kötü büyücü filan gelmesin. Bunların hepsi gerçek ve iyilikle dolu' demiş acele acele. Gezgin, çarşafı başına kadar çekmiş korkudan.

Sakız nefes nefese kalmış. ağacın dallarının durduğunu görünce rahatlamış. Gezgin'e dönüp kızgın bir bakış atmış. 'Hem tarlama izinsiz giriyorsun hem dilek ağacını kötülük için kullanıyorsun. Bir de sen kimsin?' Gezgin başını korka korka çıkarmış. 'Ben bir Gezginim. Dünyada bir yere kök salmadan sadece gezer durur, keşfederim. Dilek ağacı mı dedin?' Sakız, 'Evet bir dilek ağacının altındayız şu an. Dünyada gelip geçerken geçtiğin yerlere söylediğin sözlere hiç dikkat etmedin mi? Bunun gibi birçok dilek ağacı varmış dünyanın dört bir yanında böyle ağaçlar varmış. Hiç duymadın mı?' Gezgin iyice şaşırmış. O kadar deneyimine karşın bilmediği çok önemli bir bilgi öğrenmiş. 'Bunca yıla rağmen yeni duyuyorum. Çok şaşkınım doğrusu. Yeni bir şey keşfettim sayende. Teşekkür ederim.' Demiş Gezgin. Böylece Bay Sakız ile bir güzel dost olmuşlar.

Gezgin bir daha ne dilediğine hep dikkat etmiş. Hep iyilik dilemiş. Dileği yerine o an gelmedi diye de sabırsızlık etmemiş. 

Böylece şimdilik masalın sonuna geldik. Daha maceralara gelmedik ama. Bunlar ön hazırlık. 

Bir de dilek ağacının gökteki dallarından 3 dilek hakkı düşmüş. Biri Bay Sakız'a biri Gezgin'e biri de bu masalı okuyanlara.


24 Ağu 2016

Mim

Deeptone beni bir mim'de etiketlemiş. Teşekkür ediyorum ve hemen başlıyorum.



1. Soru: Nasıl blog yazmaya başladınız?

Kendimi bildim bileli kitap okumayı ve bir şeyler yazmayı hep sevmisimdir. Ortaokul yıllarında kısa hikayeler yazarken lisede şiire merak saldım. Yazdıklarım ne şiirdi ne de öyküydü aslında 😂 tabii bunları daha sonra fark ettim. O dönem internette gezinirken bloglara denk geldim. Pucca'nin kitaplarına da denk gelmiştim zaten. Sonra morcivert'in blogunu keşfettim. Çok özendim 😊 ben de blog açmaya yazdıklarımı yayınlamaya karar verdim. Sonra Deeptone'un blogunu da gördüm. Daha bir istekli oldum. Beni hep yazmaya teşvik etti. Teşekkür ederim Morcivert'e de Deep'e de 😊

2. Blogunda daha önce yazmadığın bir tarzda yazsan bu ne olurdu?

Makyaj ve yemek üzerine yazmak isterdim. Ama ikisi hakkında da yeteri kadar deneyimim yok. Ama bir gün olur belki 😊

3. Bloglarda okumayı en çok sevdiğin konular nelerdir?

Kozmetik önerileri ve gezi yazıları. Bayılıyorum 😄


 4. Hayatta yapmak istediğiniz 3 şey nedir?

Tibet'te Budist tapınağında bir süre kalmak.
Büyük Britanya gezisi yapmak. (Ingiltere-İrlanda-Iskocya-Galler 😍)
Nevşehir'de balona binmek

Hepsi de gezi oldu  😄 çok fazla aksiyon sevmiyorum. Hayallerim var tabii. Kitap çıkarmak mesela. Ama onları hep söylüyorum  😂

Mimlemeye gelince yapmak isteyen herkes yapsın bence 😊 bu yazıyı okuyan herkesi mimliyorum.






20 Ağu 2016

Bay Sakız'ın Maceraları



Bir varmış bir yokmuş. Yok yok pîr varmış. Uçan kuşların pîri mi desem? Piri Reis mi? Yok yok. Temel Reis'tir o canım. Şimdi de ıspanak deriz, yemek deriz, demir deriz. Demir mi? Demir Adam geldi aklına değil mi? Seni haylaz seni. Şimdi örümcek adam geldi aklına, duvarlara tırmanıp ağ atmaktan mı bahsedeceğim sandın. Hayır. Ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallamam. Ama senin için aya salıncak kurabilirim, göklerde sallanırken ne güzel. Ama sen şimdi, astronot olmayı hayal ediyorsun değil mı?  Uzaya beraber çıkalım mı? Roketle ama. Hani yer çekimi de yok ya pirenın mi daha hızlı ayakları yerden kesilir yoksa devenin mi? Peki devenin hörgücündeki suya ne olur uzayda? Vallahi şaştım kaldım doğrusu. Hadi gel bu işin içinden çıkamayalım da biz masalınıza bakalım olur mu?

Zamanın birinde değil ama, zaman ötesinde. Ülkenin birinde değil ama bir hayal tarlasında Bay Sakız adlı bir korkuluk yaşarmış. Görevi mısırları ya da buğdayları ya da ayciçekleri kargalardan korumak değilmiş. Kargalar en yakın dostuymuş hatta. Sakız'ın pek mühim görevi, Elika adlı küçük bir kızın hayallerini kötü düşüncelerden ve kötü düşünen insanlardan korumakmış. Mesela bu kötü düşüncelerden biri karga, baykuş gibi hayvanlara uğursuz demek. Sakız'ın karga ve baykuş gibi çok arkadaşı varmış. Bir gün olsun kötülüklerini görmemiş.

Aslında çok işi olmazmış Sakız'ın. Çünkü Elika çok mutlu bir kızmış. Kötülük yakınına pek uğramazmış. Bunda Sakız'ın payını da unutmamak gerekir tabii.

Bir gün hayal tarlasını kapkara bir sis kaplamış. Önce yeşil bitkiler kararmış. Sonra agaclardaki mavi, mor meyveler. Çürüyorlarmış. Sakız aramış taramış tarlayı dip bucak. Bulamamış kimseyi. Bitkilerin köklerini incelemeye karar vermiş. Bir kürekle havalandırmış köklerin tutunduğu toprağı. Bir de ne görsün! Minicik bir böcek. Ağacın köklerinde küçük küçük yarıklar oluşturmuş. Sakız hemen oradan uzaklaştırmış böceği. Yeşil, mavi, mor. Renkler aslına dönmüş, meyveler çürümekten kurtulmuş.

Sonra ne mi olmuş? O böcek yüzünden Elika'nın aklına minicik bir korku girmiş. Az kalsın derslerinde başarısız olma korkusuna kapılıyormuş. Bay Sakız engellemiş işte. İyi ki var Sakız Efendi değil mi!

Masal burada bitiyor mu sandın?
Hayır hayır. Masal daha yeni başlıyor. Ama sen de biraz meraklan canım!

***

Masallar zamanı başlıyor işte şimdi 😊

18 Ağu 2016

Kalbimi alıp uzaklara gitmek


Sevgili dost,  Bildiği şehirlerden bilmediği şehirlere,bildiği yüzlerden bilmediği yüzlere sığınmayı aklından geçirmemiş kaç insan vardır? Garların, terminallerin ve limanların dev mıknatıslara dönüştüğü saatlerde bedenlerini kaptırmayanlar ruhlarının bir otobüs koltuğuna, bir gemi çapasına, bir lokomotif tekerleğine yapışmasını önleyebilmişler midir? ”Başımı alıp uzaklara gitmek istiyorum” cümlesi kim bilir hayatımızın kaç kilidini kurcalamış, açayım derken kaç yeni kapı örtmüştür üstümüze. Arkaya bakmamayı başarabilenler, acaba gittikleri yere başlarını götürmeyi başarabilmişler midir? "Tebdil-i mekanda ferahlık vardır" diyenler , aslında “Tebdi-i kan”ımı kastedmişlerdir?
.
🌼🌼
.
💫  Sevgili dost, “Kalbimi alıp uzaklara gitmek istiyorum.” Çünkü aklım hep kurcalanacak. ”Kalbimi alıp” çünkü kalbim değişen kanı karşılayacak. "Uzaklara" çünkü gazeteler mürekkep , radyolar ses, televizyonlar renk yapmak istiyorlar onu. "Gitmek istiyorum" çünkü gitmek kalmaktan daha pullu: Bir gece kıyafeti gibi ışıl ışıl parlıyor teni.Bir gece kıyafeti gibi soyuyor gurbetini.

A.Ali Ural - Posta Kutusundaki Mızıka

🍃🍃🌼

İnsan kaçmak ister gerçeklerden. Gerçekler can yakar. Korkar. Son zamanlarda en çok canımı yakan, çok sevdiğim birine biraz stresli anlar yaşattım. Hiç istemediğim halde. Elimden gelen bir şey yoktu. Geçmişi değiştiremez, ileriyi göremezdim. İnsanım! Hatamı kabul ettiğim halde, bir mesafe. Canımı yakan. Biraz ekstrem yaşarım duyguları. En çok bundan kaybederim zaten.

Hatamı kabul ediyorum. Ama çok şükür sonucunda korkulan olmadı. Şimdi biraz hoşgörüyü hak etmiyor muyum?

Dünyanın problemi değil mi hoşgörü?
İnsanlar birbirine hoşgörü gösteremiyor.
Sonra insanlar yine gerçeklerden kaçmayı tercih ediyor.

Tebdil-ı mekanın ferahlığı mı ağır basıyor yoksa farklılığın korkutuculuğu mu?

Ben de her daim olumsuzluk ağır basardı. Ama artık değişiyorum. Değiştiriyorum kendimi.

Ben de değişimin allı pulluluğunu kabul ediyorum. Ama biraz daha sade ve şık olması tercihim.

Değişimi siz de arzulayın.

Korkutucu ama güzel.








15 Ağu 2016

Mavi Masalcı'ya merhaba




Blogumun adını değiştirdim. Umarım sizler de beğenirsiniz 😊

Artık Masalcı olmak istiyorum. Belki klişe mavi demek. Ama gökyüzü nasıl başımızı kaldırdığımızda gözümüzün alamayacağı kadar bakış alanımızı kaplıyorsa ve rengiyle huzur veriyorsa anlattıklarım da sizin zevklerinizi kapsasın ve hepimize huzur versin istedim.

Hem güzel masallar da anlatayım burada olmaz mı?

14 Ağu 2016

Doğa-Yaban ve Öze Dönüş




Doğa. Son zamanlarda doğaya, yabana -wild- dönüş popüler.
Böyle bir şey popüler kültürün etkisinde nasıl olabiliyor bilemiyorum.
Minimalist yaşam akımın da. Kapitalist bir dünyadayken.
Aslında bu yabana dönüş ve minimalist yaşam tarzı; lüksün, teknolojinin ve rahatlığın zirvesine ulaşmış ya da ulaşmaya yakın insanlar tarafından gerçekleştiriliyor. Aslında bu akımı yine paraları ve zenginlikleriyle gercekleştiriyorlar. Kafalar karışık 🤔  İnsanlar doyumsuzluğa ulaşınca sadeliğe dönüşte arıyorlar son çareyi sanırım. Aslında böyle yapanlar mantıklı olanlar. Bazıları son çareyi intiharda bulabiliyor. Bazıları ise ne yapacağını şaşırıyor. Zenginlik, para, güç. Daha fazlası daha fazlası daha fazlası. Ne eline geçiyor peki insanın? Hiç sadece hiç. Aslında biraz şükretsek. Biraz çevremize baksak. Her seyi elde etmeye çalışmak yerine elimizde olanlara sıkı sıkı sarılıp 'daha iyi bir dünya için' çabalasak...

İnsan çevresini, doğayı tanımaya başladıkça özüne yönelip kendini de tanımaya başlar. İnsan kendini tanıdıkça dünyayı daha doğru anlar. Ve o zaman başlar bütün güzellikler.

Öz'e dönmeyi seçtim.

Ne demiş o güzel insanlar,

'Dünyayı güzellik kurtaracak. Ve bir insanı sevmekle başlayacak her şey'

*Öz'e dönmekle alakalı neler yaptığımı da anlatacağım 😊

















13 Ağu 2016

Mavi Zamanlar'ın Dolunay Masalcısı



...
Öncelerin öncesinden, Mavi Zamanlar'dan geldi bu masal sizlere. Elinizi çabuk tutun çocuklar, tez büyüyün, dürüst düşünün. Yağmacılar doymazlar azla buzla, tuz dökerler yaralara.
Şunu bilesiniz; erişilmez köşelerde, dağların içinde yatıyor kayıp şehirlerin gizemi. Peşinde hep onlarca harami.
Elinizi çabuk tutun çocuklar, masallar gerçek, gerçekler masal olmadan sahip çıkın değerlere..."




"Sen çevrendeki kötülüklere hayır diyebilme gücüne sahipsin. İşler kötüye giderse hatırlayacağın cümle şudur: Gözler iz sürmeli, gördüğünün içine sızabilmeli, rengini bırakmalı baktığına...."
💙
Mavisel Yener'in okuduğum ilk kitabı. Mavi Zamanların Dolunay Masalcısı. Kitaplar arasından seçip hemen sarıldım tabii. Öyle bir kitap ki fantastik, bilim kurgu, mitoloji. Hepsi bir arada. Öyle dolu dolu ki... Arkeoloji, tarih, edebiyat hepsi iç içe. Dili de çok güzel. 12 yaş ve üzeri için ideal. Sadece çocukların okuyabileceğini düşünmüyorsunuzdur umarım. 😊 Okuyucunun alabileceği birçok ileti var. Bizden önce bu topraklarda yaşamış uygarlıklara saygı duyalım ve onların bıraktıklarını emanet bilelim, mesela. Doğaya ve değerlerimize sahip çıkalım. Çocuklara masallar anlatalım. Hayal gücü, masallar...
🌜🌕🌙☄

#gebbuokudu