12 Ara 2016

Masal Akşamı



Hayret et ve hisset. Masal farkındalık üzerine bir eğitimdir aslında, dersleri geçmek değildir tek amaç hayatın içindeki sihri fark edip onu anlama ve anlatma becerisidir. Bir yaşamdır yani masal..." Judith Malika Liberman adını duyduğumdan beri masal akşamı deneyimi yaşamayı çılgınlar gibi istedim, bekledim. İstanbul'da birçok imkanlar dahilindeyken nasip olmadı. Geldi beni Adana'da çok güzel bir zamanda buldu. 💫 "Masalları siz seçemezsiniz masallar sizi seçer. Her anlattığın masal ve hikaye seni anlatır ve sende o masalda kahraman olursun prenses ya da prens önemli değil fakat kahramanısındır masalının…”
Kendi masalımın kahramanı olmayı kendimi bildim bileli dilerim. Aynı zamanda kendime masallar anlatırım. Çocuklara da masal anlatma, yazma hayalleri kuruyorum kaç zamandır. Henüz tam anlamıyla başaramadım. Judith Liberman çocuklar için değil herkes için anlatıyor masallarını. Çok eski bir geleneği canlandırmaya çalışıyor. "Masallar gerçeğin ateşiyle aranda elçilik yapar, o ateşten yanmadan ama öğrenerek çıkmanı sağlar." İnsanın yaşam yolculuğunu, varoluş meselesini belki de dünya yaşamını nasıl tadında geçirmek gerektiğini anlatıyor. Anlatmak öğüt vermek için değil yalnız. "İnsan olarak başka birine bir şeyi gördürtme ve hissettirme yeteneğimiz var." diyen Judith Liberman olayları, onlar başımızdan geçerken değil, onları anlatırken yaşadığımıza vurgu yapıyor. Ve hayal etmenin, birlikte hayal etmenin önemini vurguluyor sürekli. Çünkü artık insanlar hayal kurmuyor, hissetmiyor ve birbirini anlamıyor, birbirine anlatmıyor. 💫

Beğendim mi geceyi. Beğendim. En çok Judith Liberman'ın anlatma sanatını sevdim. Onunla birlikte kral oldum, ayakkabıcı oldum, Hasan oldum, Hasan'ın karısı oldum, balık kralı oldum. Saraya, denize, çöle gittim. Ya masalları beğendim mi? Judith Liberman, Tedx konuşmasında kendi yaşadığı ilk masal dinleme deneyimini anlattığında 'hayalin gerçekliğin önüne geçtiğinden' bahsetmişti. İşte ben de bu tam manasıyla olmadı. Masallar içime işlemedi. Güzeldi. İyi ki bu deneyimi yaşadım. Ama masaldan çok Judith Liberman'ın anlatma sanatı etkiledi beni 😊 #judithlibermanlamasal #judithmalikaliberman #judithliberman #masalakşamı

7 Ara 2016

Lanetli Çocuk

Bekledim almak için. Elim gitmedi bir türlü. Hayal kırıklığı yaşamaktan çok korktum. Oyun ilk sahnelendiğinde kurguyu az çok öğrenebilmiştik Jo Rowling'in keepsecret ısrarlarına rağmen. Geçmişe gidişler filan pek hoşuma gitmemişti. Voldemort'ın bir çocuğu olması fikri de. Fantastik Canavarlar'ı seyrettikten, sihir dünyasını (magicworld) özlediğimi çok iyi anladiktan sonra aldım ve okudum. Harikaydı. O özlem, Hogwarts ekspresi, Hogwarts... Geri dönmüş gibiydim. Ama şöyle ki Harry Potter seri kitapları kadar sürüklemedi. 1 gecede bitirirdim seri kitapları. Soluksuz okurdum. Ya şu an okuma dikkatimin biraz dağınık olmasından ya da kitabın daha az sürükleyici olmasından, bilemiyorum 3 gecede bitti. Tiyatro metni şeklinde olması beni etkilemedi. Aralara serpilmiş betimlemeler bence iyiydi. Jo'nun mekan ve psikolojik betimlemeriyle kıyaslanamaz tabii. Evli Harry ve Ginny, Hermione ve Ron harikaydı. Tam hayal ettiğim gibi. Albus'un psikolojik olarak kendini hissettiği durum ve kendi kendini tecriti, babasından uzaklaşması ve Hogwarts'i sevmemesi beni çıldırttı. Scorpius'u çok sevdim. Keşke James, Lily, Rose ve Hugo'yu daha fazla okusaydık, onları da merak ediyorum. Geri dönüşler ve alternatif evren harikaydı. Jo'nun kurgusunun ne kadar müthiş olduğunu ifade ediyordu. Her şeyin bir sebebi var. O ölümler ve yok oluşlar boşuna değildi. Severus Snape'in Harry'nin minnettarlığını öğrenebilmesi çok iyiydi. Ne olursa olsun Snape'ın iyi kalacağını da görmüş olduk. Sadece Delphi'nin Voldemort-Bellatrix çiftinin çocuğu olması fikrini kabul edemedim. Bella, asla anne olamaz gibime geliyor. Yani bir canlıyı 9 ay karnında taşıyabilecek merhametin olduğuna inanamıyorum. Hadi oldu diyelim, bu iki kişiden olma çocuğun babasına özlem duyması yine imkansız geliyor. Bu ikisi beni en çok rahatsız etti. Kitabı çok beğendim. Harry Potter dünyasını seven herkes okumalı bence 😊 #gebbuokudu

15 Eki 2016

Bir Şamanın Hayatla ilgili 30 öğüdü

1. Yolda yürürken bulduğun bir kuş tüyünü eve getir, bir vazoya koyabilir, asabilir yada rafta bulundurabilirsin. Bu cennetten sana gelmiş güçlü bir tılsımdır. Bu tarz ruhlardan size verilen işaretleri farketmelisiniz.
2. Nehirlerden taş topla. Büyük güç ve enerjileri vardır.
3. Tüm gücünle diğer insanlara yardım etmeye çalış. Eğer mutluluk veremiyorsan en azından zarar verme.
4. Zorluklar birer formalitedir. Ciddi zorluklar, daha ciddi olsalar bile hala formaliteden ibarettir. Gökyüzü oradadır, bazen bulutlarla kapanmış olsa bile bazen biraz çaba göstererek, mesela bir uçağa binerek aynı mavi gökyüzüne ulaşmak mümkündür. Herkese barış!
5. Bir hayale ulaşmak için bazen tüm gereken bir adım atmaktır. Zorluklardan korkmayın, her zaman vardırlar ve olacaktırlar. Hepinize amaçlarınız doğrultusunda temiz yollar!
6. Ahlaki olarak önceliğiniz başka birine zarar vermemek olmalıdır. Bu prensip oldukça güçlü olmalıdır. Sadece şöyle düşünün: “Hiçbir zaman hiç kimseye zarar vermeyeceğim.”
7. Canlılar için bir mutluluk kaynağı olabilirseniz siz kendiniz en mutlu olursunuz. Ve başkalarına acı çektirirseniz siz kendiniz de acı çekersiniz. Düşünün!
8. Günde en az bir saat sessizliğe zaman ayırın. Buna en az iletişime olduğu kadar ihtiyacınız var.
9. Sevebilme yeteneği Dünya üzerindeki en önemli yetenektir. Herkesi sevmeyi öğrenin, düşmanlarınızı bile.
10. Akarsulara çöp atmayın. Asla! Suyun ruhu çok sinirlenebilir. Ruhu yatıştırmak için ekmek, süt yada para atabilirsiniz.
11. Genelde geçmişimizi “altın çağ” yada “altın günler” olarak adlandırırız. Bu bir hatadır. Hayatımızda yaşanan her an tam olarak altın çağdır.
12. Mükemmel bir din ya da inanç yoktur. Kötü bir din de yoktur. Tanrı bir tanedir.İstediğinize dua edebilirsiniz ancak şu emirleri unutmayın: dürüst yaşa, atalarına saygı göster, ve sev.
13. Eğer Dünya’yı değiştirmeyi amaçlıyorsan önce kendini değiştir. Aşkın ve keyfin enerjilerini öğren. Bunlar bir insanın kilit anlarıdır. Gülümsemek, kahkaha ve keyif almanın çok büyük güçleri vardır. Bunu bir defa öğrendikten sonra kendinize sevginin kapısını açacaksınız.
14. Oldukça güzel bir deyiş vardır: Veren eli kısıtlı görme. Eğer mümkünse zayıf ve ihtiyacı olanlara para ver. Miktarı önemli değil ancak vermiş olmak önemlidir.
15. Hayat çok kısadır. Bunu gözyaşları, kavgalar, küfür ve alkol ile çarçur etme. İyi şeyler yapabilir, çocuk yetiştirir, dinlenir ve daha fazla mutluluk verici şeyler yapabilirsiniz.
16. Eğer sevdikleriniz size suçlu olmadığınız bir şey için kızdılarsa onlara sıkıca sarılın, ve onlar yatışıncaya kadar onları bırakmayın.
17. Ruhunuzda bir sıkıntı bir tükenmişlik hissediyorsanız şarkı söyleyin. Kalbiniz hangi şarkıyı söylemek istiyorsa. Bazen o da konuşabilmek ister.
18. Her zaman hatırla: Doğru din, doğru inanç ya da en becerikli şu veya bu inancın din adamı yoktur. Tanrı birdir. Tanrı dağın tepesindedir. Farklı din ve inançlar bu tepeye ulaşmanın farklı yollarını sunarlar. Kime istersen dua et, ancak bil ki senin asıl amacın günahsız olmak değil, tanrı’ya ulaşmaktır.
19. Eğer bir şey yapmaya karar verdiysen kendinden şüphe etme. Korku seni kendinden ve doğru yoldan saptırmaya çalışacak. Çünkü bu kötülüğün ana silahıdır. Eğer ilk defada başaramadıysan ümidini kaybetme. Her küçük zafer seni daha büyüğüne yaklaştırır.
20. Hayatta çok önemli bir şeyi hatırla. Herkes hakettiğini bulur. Problemlerin ruhuna ve düşüncelerine girmesine izin verme böylelikle problemler vücuduna da ulaşamaz.
21. Hayat sana yüzünü ya da başka bir tarafını çevirmiş olabilir. Ancak sadece çok az kimse aslında hayatı çevirenin gerçekte kendisi olduğunu anlıyabilir. Diğerleri hakkındaki tüm kötü düşünceleriniz size geri dönecektir. Kıskançlık da en sonunda size geri gelecektir. Buna neden ihtiyacınız var? Sakin ve ölçülü yaşayın. Kıskanç olmak iyi bir şey değildir ve hiç gerek de yoktur. Bu adamın büyük bir arabası varsa bu onun yüzünü daha güzel yapmayacaktır. Altın aslında kirli bir metaldir. Kıskanç olmaya ihtiyaç yoktur. Daha fazla gülümseyin ve yabancılar da size gülümseyecektir, hem de sevdikleriniz ve tüm hayatınızla beraber!
22. Size saygı gösterilmesini istiyorsanız başkalarına saygı gösterin. İyilik için iyilik, kötülük içinse bu kötülüğü yoksaymak yapılacak en doğru şeydir. Sizi kötü yapmaya çalışan biri onu yoksaydığınız için kendini gerçekte daha kötü hissedecektir.
23. İçmeyin. Hiç içmeyin! Alkol vücudu, beyni ve ruhu öldürür. Ben yıllardır içmiyorum. Eğer şamansanız veya ruhsal bir insansanız içerek bir süre sonra tüm güçlerinizi bitireceksiniz ve ruhlar sizi cezalandıracaktır. Alkol gerçekten de öldürür, aptalca şeyler yapmayın. Rahatlamak için hamama gidin, eğlence için şarkı söyleyin, iletişim ve ortak bir dil bulabilmek için çay için, ve bir kadını daha iyi tanımak için ona şeker verin!
24. Asla pişmanlık duyma! Ne olursa olsun bu ruhların isteğiyle olur ve bu her zaman en iyisidir.
25. Hayvanlara benzeyen taşları özel bir tören olmadan yerden almayın. Aksi takdirde çok ciddi bir nazara maruz kalırsınız. Eğer böyle bir taş bulduysanız ve yanınıza almak istiyorsanız bulunduğunuz yerin ruh efendisine başvurun ve ona bir teklifte bulunun, ardından bu taşı yerde beyaz bir bezle kaplayın ve böyle alın.
26. Güzel bir müziği dinleyerek kendinizi gün içerisinde aldığınız negatif enerjiden arındırırsınız. Müzik meditasyon gibidir. Sizi kendinize ve hayata geri getirebilir.
27. Kalbinizde her hangi bir baskı olmadan rahat nefes alabilmek için, ağlamayı öğrenin. 
28. Eğer durum sizin çözemeyeceğiniz bir hal aldıysa ve hiçbir çıkış yoksa elinizi yukarı kaldırın. Ve elinizi sertçe aşağı indirirken “zıkkımın köküne git” deyin. Çok güzel bir deyiş vardır: Sizi yeyip yutmuş olsalar bile en azından 2 çıkış yolunuz vardır.
29. Kadınlar alışveriş yaparken ailelerinin önlerindeki günlerdeki mutluluğunu satın alırlar. Her bir taze, güzel, olgun ve güzel kokan meyve bu ailede mutlu ve sakin bir hayattır. Erkek, kendi tarafından kadına para sağlamalıdır. Böylece kadın en iyi kalitedeki ürünleri seçebilir. Yiyeceğe harcanan paradan kısan bir aile fakirleşir ve mutsuzlaşır. Bu kısıntı aslında sevdiklerinin mutluluğundan kısılır.
30. Kendinizi yanlış ya da birşey hakkında üzülüyorken bulursanız, vücudunuzu düzgün ve akıcı hareketlerle bir dans formunda hareket ettirin. Kötü enerjinizi yoluna sokup zihninizi çektiğiniz acıdan arındıracaksınız.

21 Eyl 2016

Bi keresinde


Bi keresinde diye başlayabilirim. Çünkü Fatih Turanalp'in bu kitabını okuduktan sonra sabahtan akşama kadar içimden bi keresinde dedim 😅 fikir çok güzeldi. Bir çocuk rüyalarında farklı farklı yerlere gidiyor, farklı deneyimler yaşıyor. Gündelik hayatla hayal gücünü birleştirince güzel anlatılar çıkmış ortaya. Tam olarak ne bir masal ne bir öykü ne de günlük. Ama bence Fatih Turanalp' ın içindeki çocuk ve kendi rüyaları 😊 ilk sayfa şöyle başlıyor 'Kafam benim çalışma odam. Orada kuruyorum bütün hayallerimi. Mesela bir kuş olsun önce. Sonra da bir gökyüzü çizelim. Ve bir çocuk. Bulutların üstünde. Rengarenk bir uçurtması olsun elinde. Gülüşleri gökyüzüme tutunsun; güneşim olsun, hayallerimi ısıtsın. Soğuk bir hayal pek iyi olmaz, bilirsin...' 🎠🎡☁

Sevemediğim kısımlar da oldu. Hani soğuk espri dediğimiz, söz oyunlarıyla kurulmuş bağdaştırmalar var ya, kötü karikatürlerde denk gelebileceğimiz. Bazı rüyaları bunlar üzerine temellendirmiş. Onlar olmasaydı harika olurmuş.

🌼💮🏵💐

Mustafa Ruhi Şirin- Gökyüzü Çiçekleri'ne gelecek olursak. 1980li yıllarda yazılan şiirler sanırım. Bendeki kitabın basım yılı 1989 çünkü. O yıllardan bu yıllara çocuklara şiir algısı oldukça değişti. Yani bence. Cok guzel mısralar vardı ama çok basit, konuşma dili gibi şiirler de vardı. Evet, sade bir dil olmalı ama işte. Şiir yazmak zaten çok zor bence. Bir de bunun çocuklar için olması 🤔 anlamın kapalı olmaması lazım, direkt öğüt vermemeli, estetik olmalı... zor yani 😅

Bu arada, kahve harikaydı. Federal Coffee Company Istanbul-Izmir-Ankara-Adana bu şehirlerde iseniz ya da giderseniz rica ediyorum bi gidin, kahvelerin tadına bir bakın. Enfes. Hepsi ayrı ayrı güzel. Daha önce içtiklerim kahve değilmiş. Artık evde ya da başka bir yerde Türk kahvesi harici kahve içemiyorum. Beğenmiyorum cunku. Müdavimi oldum lanet olası federallerin 😂 federal hakkında da bir yazı hazırlayacağım inşallah 😊

8 Eyl 2016

Biraz iç döküp vol bilmemkaç

Aslında çok güzel bir program yapmıştım. Haftada 3 yazı paylaşacaktım burada. Heyecanlıydım. Bir süre güzel de gitti hatta. Sonra ben de gittim sözcükler de. Simdi geldim. Ama öylesine. İçimden geçen birkaç şey söyleyip gidiceģim. Başım ağrımasaydı film yazısı hazırlardım aslında.

Bayram indirimleri malumunuz. Herkes çılgınlar gibi tüketiyor tüketiyor tüketiyor. O markanın şu farı, şu maskarası şu fırçası. Elinde milyon tane  var o renk fardan belki de. Ama şu markanın şu paleti olsun elimde. Alayım da instagramda paylaşayım kafası mı diye düşünüyorum. Bir kız elindeki maskaraları gösteriyor. Her ay 1 tane bitirse1 yıl idare eder diyor. Maskaralar 1 ay da bitmiyor ki. Yani kızı 2 yıl idare edecek maskarası var. Açılmamış. Hala alayım diyor. Bir dur. Ki bunlar işi gereği makyaj yapmayan kimseler. İşi gereği yapanlara neyse derim de. Tüketim çılgınlığının doruklarında insanlar. Her şey çok pahalı. Üzerine indirim yapınca ama indirim diyorlar. Zaten gereğinden fazla paraya satıyorlar ürünleri.

Bir de bu tüketim çılgınlığı kitap okuyan insanlarda da var. Sipariş veriyorlar veriyorlar elinde okunmayan onlarca kitap olduğunu yine almaktan vazgeçmediğini söylüyor. Ben de yapıyorum bunu ama okumadığım kitap sayısı abartılacak kadar değil.
Ya da en azından hepsi nitelikli eserler. Şimdi kime göre neye göre sorusu doğuyor kafalarda. Bana göre tabii. Ama yine de belli oluyor zaten popüler kültür getirisi kitaplar. Erkek kadın ilişkileri üzerine romantik komedi tadında kitaplar  bana göre sürekli okunacak kitaplar değil. Arada çerez niyetine okunmalı. Çok üzülerek söylüyorum, ne kadar kalın olursa olsun birkaç saatte  bitirilebilecek kitapları okuyorlar, şu kadar kitap okudum diye yazıyorlar, video çekiyorlar. Okudun da ne anladın? Sana ne kaldı geriye? Yaşamında büyük bir değişiklik yapabileceğin bir getirisi oldu mu? Kendine sorular sordurttu mu sana? Hayatı sorgulattı mı? Ben kimim, ne işe yararım ve ne yapmalıyım dedirtti mi? Oku, gül-eğlen, geç. Kitap okuma çetelene bir kitap daha ekle ama hayat sayfana bir deneyim daha ekleme.

Üzülüyorum.

30 Ağu 2016

eflatun an


renkleri arıyorum
nereye gittiler
mor ruh
eflatun an
arıyorum
gökte
-yok

aramanın peşine düştüm
cevapsız aramalar
sinyal sesinden sonra
uçuyor mesajlar

koşuyorum peşinden
martıların
- kimsesiz, zamansız
kedi sesine benziyor çığlıkları
özlüyorum
Akdeniz'e selam
Marmara'ya hasret

29 Ağu 2016

1 kitap 1 dizi


Bir dizi  bir kitap tanıtımı yapayım dedim. eleştiri diyemiyorum henüz. eleştiri biraz daha komplike, ayrıntı ve daha profesyonel olur. ben daha çok sevdim sevmedim tavsiye şeklinde yazıyorum. Eleştirilere de dönüşür umarım.

Önce diziden başlayayım.


ABD'de Freeform kanalında salı günleri yayınlanıyor. teen drama, tarihi, korku ve doğa üstü türlerinde. Yani tam benlık. 1980li yıllarda geçiyor ama 100 yıl öncesine dayanan bir hikaye. 80lerin kabusu sanatizm ile başlıyor hikaye ama altında doğa üstü şeyler çıkıyor. gerçekten şeytanı uyandırma. 

olaylar bir kamp alanında geçiyor. kim küçük çocuğunu şehirden uzakta öyle bir yere gönderir ki? 

Henüz 1.sezonda. Salı günü de 10.bölüm yayınlanacak. Ama biz çarşamba günü izleyebiliyoruz tabii. 9.bölümde acayip ters köşe olmuştuk. yeni bölümü heyecanla bekliyorum.










Kitaba gelince bütün kadınların kafası karışıktır.
ilk defa ece temelkuran okudum. çok sevdim kalemini.

Ön sözünde 'yavaş yavaş okumanız için' yazmış. Zaten yavaş okunuyor. Ve yazar akıcı olmamasını dert etmediğini söylüyor. yazdıkları boğazda düğüm olup kalsın istiyor.

Kadınları, kadınlığı ve insanlığı sorguluyor.
Neresi kurgu neresi gerçek, bilemiyor insan. Ama ne önemi var ki? Kurgu olması sorunların gerçekliğine engel değil.

Okurken, bütün kadınlar birbirine mi benzer, diye düşünüyorum  çokça. Türlerine göre ayırınca ama.

Mesela 1.grup çocuk da yaparım kariyerde mottosunu hayat felsefesi kabul etmiş. Ama bir yandan da dişiliklerini kullanmayı, dişiliklerini ön plana atmayı alışkanlık haline getirmişler.

2.grup duyarlı ama daha az duygusal. evlilik, çocuk pek tarzları değil. İyi bir eğitim, entelektüel, akademik çalışmalar, sanat, felsefe. Her şey iyi hoş da tüm duyarlılığına rağmen toplumsal sınıflamaya karşı duramıyorlar. Evlerini temizleyen çalışanlarına 'alt sınıf muamelesinden' kaçınmayabiliyorlar.

3. grup. Ruhları sünnet edilmiş kadınlar, diyor yazar. Varlar mı yoklar mı belli değil yaşamda. Bastırılmış, sindirilmiş ve şiddete uğramış kadınlar.

Birçok yerin altını çizdim. Başka bir zaman da onları paylaşırım.

Kadınlar hep yazsın, kadınlar hep okusun, kadınlar hep gülsün.

26 Ağu 2016

Hayal tarlasındaki ağaç



Evvel zaman içinde, roket havada iken, pokemon topta iken... Ben dağdaki kaydıraktan kayıp dereye balık atariken, bir varmış bir yokmuş...masalın yalanı mı olurmuş.o yalan bu yalan, fili yuttu bir yılan...bu da mı yalan?derken;sabahleyin erken, keçiler koyunları traş ederken, cırcır böceği saz çalar, kedi ağaçtan paraşütle atlar iken ,çıkmış bir peri puf diye, bir laf atmış da ortaya. Gerisi neymiş bir bakalım. 

Uçsuz bucaksız bir tarla. Buğday mı desem pamuk mu desem. Ne mahsul var bir bilsem. Hayal desem en iyisi. Hayal tarlası. Tarlanın en kuzeyinde. Hem de tam ortasında, ölçtüm biçtim bak inan. Bir ağaç. Kökleri yerin yedi kat dibine kadar uzanan. Dalları göğün yedi kat üstüne dik uzayan. Etrafına mis kokular saçan bir ağaç varmış. Öyle bir mis koku ki, sen hangi kokuyu seviyorsan onu duyumsarmışsın. Çikolata mı desem çilekli tart mı yoksa güller mi lavanta mı? Ne seversen öyle. 


Ağacın yaprakları da çeşit çeşit. İğne yaprak, geniş yaprak. Sarılar morlar maviler. Hem rengarenk. Meyvesi ne peki bu ağacın? Dilek. Neeeee, dersin duyarım. Doğru dedim. Bu ağacın meyvesi dilek. Yanından geçerken ne dilediğine dikkat etmen gerekirmiş. Anında dileğin beliriverirmiş ağacın dallarında. Bay Sakız pek iyi bilirmiş bunu. 

Bay Sakız'ı unutmadın değil mi? Hayal tarlasının korkuluğu.

Bay Sakız ne isteyeceğini bilen çok akıllı ve de tatminkar birisiymiş. Tarlada çok çalışıp yorulduğu günler ödül olarak gidermiş ağacın yanına. Dermiş ki 'bana buz gibi bir limonata. Ama ev yapımı olsun olur mu canım ağaç, çok rica ediyorum.' Sakız'a en yakın dallardan birine bağlı olurmuş isteği.

Bir ikindi vakti, rüzgar hafif hafif eserken hayal tarlasına bir yabancı girmiş. Yolunu kaybetmiş bir gezginmiş. Günlerce yolda aç susuz ve yorgun. Hayatı yolları arşınlamakla geçmiş. Fakat artık yorulduğunu hissediyormuş. Rengarenk bir tarla görünce çok mutlu olmuş. Belki tarla sahibinden izin alıp yiyecek bir şeyler bulabilirmiş. Böyle düşünürken biraz uyumak istemiş. Çünkü gölgesinde soluklandığı ağacın toprağını çok sevmiş. Yumuşacıkmış. Kökleri de başını koymaya uygunmuş. Gözlerinden uyku akarken "Ah şimdi, pamuktan bir döşek olsa şurada. Başımı gömerim pamuk yastığa. Mis gibi kokan yeni yıkanmış çarşaflara sürmek başımı. Ne güzel olurdu' Sözlerini bitirir bitirmez en yakın 3 dalda döşek, yastık ve çarşaf belirmiş. Dallar ağırlıklarıyla biraz yere doğru eğilirken çok korkmuş gezgin. Gözleri fal taşı gibi açılmış. Bir ilüzyon mu diye düşünerek çarşafa dokunmuş. Hayır gerçek. Dallar kırılır korkusuyla hepsini indirip yatağı kurmuş. Uzanmış bir. Ama artık uykusu gelmiyormuş. Bir dilek daha dilese ya. Karnının çok acıktığının farkına vararak taze pişmiş ekmekle taze peynir dilemiş. Yatağın tam ortasına doğru iki dal egilmis. Şaşkın şaşkın karnını doyurmuş gezgin. 'Keşke bir kese altınım olsa' demiş. Sonra 'Dünyanın en zengini olmayı, dünyanın hakimi olmayı dilesem. Ama bütün bunlar bir oyunsa, beni kandırıyorlarsa. Belki bu dileklerin ücretini, karşılığını isterler. Ya kötü bir büyücünün oyunuysa ve birazdan karşıma çıkıp bana zarar verecekse...' Altın keseleri ve bir anahtar daldan gezginin kucağına düşmüş sırayla. Sonra tam kötü bir büyücünün karşına çıkmasına sıra gelecekken Bay Sakız' 'Hayır, kötü büyücü filan gelmesin. Bunların hepsi gerçek ve iyilikle dolu' demiş acele acele. Gezgin, çarşafı başına kadar çekmiş korkudan.

Sakız nefes nefese kalmış. ağacın dallarının durduğunu görünce rahatlamış. Gezgin'e dönüp kızgın bir bakış atmış. 'Hem tarlama izinsiz giriyorsun hem dilek ağacını kötülük için kullanıyorsun. Bir de sen kimsin?' Gezgin başını korka korka çıkarmış. 'Ben bir Gezginim. Dünyada bir yere kök salmadan sadece gezer durur, keşfederim. Dilek ağacı mı dedin?' Sakız, 'Evet bir dilek ağacının altındayız şu an. Dünyada gelip geçerken geçtiğin yerlere söylediğin sözlere hiç dikkat etmedin mi? Bunun gibi birçok dilek ağacı varmış dünyanın dört bir yanında böyle ağaçlar varmış. Hiç duymadın mı?' Gezgin iyice şaşırmış. O kadar deneyimine karşın bilmediği çok önemli bir bilgi öğrenmiş. 'Bunca yıla rağmen yeni duyuyorum. Çok şaşkınım doğrusu. Yeni bir şey keşfettim sayende. Teşekkür ederim.' Demiş Gezgin. Böylece Bay Sakız ile bir güzel dost olmuşlar.

Gezgin bir daha ne dilediğine hep dikkat etmiş. Hep iyilik dilemiş. Dileği yerine o an gelmedi diye de sabırsızlık etmemiş. 

Böylece şimdilik masalın sonuna geldik. Daha maceralara gelmedik ama. Bunlar ön hazırlık. 

Bir de dilek ağacının gökteki dallarından 3 dilek hakkı düşmüş. Biri Bay Sakız'a biri Gezgin'e biri de bu masalı okuyanlara.


24 Ağu 2016

Mim

Deeptone beni bir mim'de etiketlemiş. Teşekkür ediyorum ve hemen başlıyorum.



1. Soru: Nasıl blog yazmaya başladınız?

Kendimi bildim bileli kitap okumayı ve bir şeyler yazmayı hep sevmisimdir. Ortaokul yıllarında kısa hikayeler yazarken lisede şiire merak saldım. Yazdıklarım ne şiirdi ne de öyküydü aslında 😂 tabii bunları daha sonra fark ettim. O dönem internette gezinirken bloglara denk geldim. Pucca'nin kitaplarına da denk gelmiştim zaten. Sonra morcivert'in blogunu keşfettim. Çok özendim 😊 ben de blog açmaya yazdıklarımı yayınlamaya karar verdim. Sonra Deeptone'un blogunu da gördüm. Daha bir istekli oldum. Beni hep yazmaya teşvik etti. Teşekkür ederim Morcivert'e de Deep'e de 😊

2. Blogunda daha önce yazmadığın bir tarzda yazsan bu ne olurdu?

Makyaj ve yemek üzerine yazmak isterdim. Ama ikisi hakkında da yeteri kadar deneyimim yok. Ama bir gün olur belki 😊

3. Bloglarda okumayı en çok sevdiğin konular nelerdir?

Kozmetik önerileri ve gezi yazıları. Bayılıyorum 😄


 4. Hayatta yapmak istediğiniz 3 şey nedir?

Tibet'te Budist tapınağında bir süre kalmak.
Büyük Britanya gezisi yapmak. (Ingiltere-İrlanda-Iskocya-Galler 😍)
Nevşehir'de balona binmek

Hepsi de gezi oldu  😄 çok fazla aksiyon sevmiyorum. Hayallerim var tabii. Kitap çıkarmak mesela. Ama onları hep söylüyorum  😂

Mimlemeye gelince yapmak isteyen herkes yapsın bence 😊 bu yazıyı okuyan herkesi mimliyorum.






20 Ağu 2016

Bay Sakız'ın Maceraları



Bir varmış bir yokmuş. Yok yok pîr varmış. Uçan kuşların pîri mi desem? Piri Reis mi? Yok yok. Temel Reis'tir o canım. Şimdi de ıspanak deriz, yemek deriz, demir deriz. Demir mi? Demir Adam geldi aklına değil mi? Seni haylaz seni. Şimdi örümcek adam geldi aklına, duvarlara tırmanıp ağ atmaktan mı bahsedeceğim sandın. Hayır. Ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallamam. Ama senin için aya salıncak kurabilirim, göklerde sallanırken ne güzel. Ama sen şimdi, astronot olmayı hayal ediyorsun değil mı?  Uzaya beraber çıkalım mı? Roketle ama. Hani yer çekimi de yok ya pirenın mi daha hızlı ayakları yerden kesilir yoksa devenin mi? Peki devenin hörgücündeki suya ne olur uzayda? Vallahi şaştım kaldım doğrusu. Hadi gel bu işin içinden çıkamayalım da biz masalınıza bakalım olur mu?

Zamanın birinde değil ama, zaman ötesinde. Ülkenin birinde değil ama bir hayal tarlasında Bay Sakız adlı bir korkuluk yaşarmış. Görevi mısırları ya da buğdayları ya da ayciçekleri kargalardan korumak değilmiş. Kargalar en yakın dostuymuş hatta. Sakız'ın pek mühim görevi, Elika adlı küçük bir kızın hayallerini kötü düşüncelerden ve kötü düşünen insanlardan korumakmış. Mesela bu kötü düşüncelerden biri karga, baykuş gibi hayvanlara uğursuz demek. Sakız'ın karga ve baykuş gibi çok arkadaşı varmış. Bir gün olsun kötülüklerini görmemiş.

Aslında çok işi olmazmış Sakız'ın. Çünkü Elika çok mutlu bir kızmış. Kötülük yakınına pek uğramazmış. Bunda Sakız'ın payını da unutmamak gerekir tabii.

Bir gün hayal tarlasını kapkara bir sis kaplamış. Önce yeşil bitkiler kararmış. Sonra agaclardaki mavi, mor meyveler. Çürüyorlarmış. Sakız aramış taramış tarlayı dip bucak. Bulamamış kimseyi. Bitkilerin köklerini incelemeye karar vermiş. Bir kürekle havalandırmış köklerin tutunduğu toprağı. Bir de ne görsün! Minicik bir böcek. Ağacın köklerinde küçük küçük yarıklar oluşturmuş. Sakız hemen oradan uzaklaştırmış böceği. Yeşil, mavi, mor. Renkler aslına dönmüş, meyveler çürümekten kurtulmuş.

Sonra ne mi olmuş? O böcek yüzünden Elika'nın aklına minicik bir korku girmiş. Az kalsın derslerinde başarısız olma korkusuna kapılıyormuş. Bay Sakız engellemiş işte. İyi ki var Sakız Efendi değil mi!

Masal burada bitiyor mu sandın?
Hayır hayır. Masal daha yeni başlıyor. Ama sen de biraz meraklan canım!

***

Masallar zamanı başlıyor işte şimdi 😊

18 Ağu 2016

Kalbimi alıp uzaklara gitmek


Sevgili dost,  Bildiği şehirlerden bilmediği şehirlere,bildiği yüzlerden bilmediği yüzlere sığınmayı aklından geçirmemiş kaç insan vardır? Garların, terminallerin ve limanların dev mıknatıslara dönüştüğü saatlerde bedenlerini kaptırmayanlar ruhlarının bir otobüs koltuğuna, bir gemi çapasına, bir lokomotif tekerleğine yapışmasını önleyebilmişler midir? ”Başımı alıp uzaklara gitmek istiyorum” cümlesi kim bilir hayatımızın kaç kilidini kurcalamış, açayım derken kaç yeni kapı örtmüştür üstümüze. Arkaya bakmamayı başarabilenler, acaba gittikleri yere başlarını götürmeyi başarabilmişler midir? "Tebdil-i mekanda ferahlık vardır" diyenler , aslında “Tebdi-i kan”ımı kastedmişlerdir?
.
🌼🌼
.
💫  Sevgili dost, “Kalbimi alıp uzaklara gitmek istiyorum.” Çünkü aklım hep kurcalanacak. ”Kalbimi alıp” çünkü kalbim değişen kanı karşılayacak. "Uzaklara" çünkü gazeteler mürekkep , radyolar ses, televizyonlar renk yapmak istiyorlar onu. "Gitmek istiyorum" çünkü gitmek kalmaktan daha pullu: Bir gece kıyafeti gibi ışıl ışıl parlıyor teni.Bir gece kıyafeti gibi soyuyor gurbetini.

A.Ali Ural - Posta Kutusundaki Mızıka

🍃🍃🌼

İnsan kaçmak ister gerçeklerden. Gerçekler can yakar. Korkar. Son zamanlarda en çok canımı yakan, çok sevdiğim birine biraz stresli anlar yaşattım. Hiç istemediğim halde. Elimden gelen bir şey yoktu. Geçmişi değiştiremez, ileriyi göremezdim. İnsanım! Hatamı kabul ettiğim halde, bir mesafe. Canımı yakan. Biraz ekstrem yaşarım duyguları. En çok bundan kaybederim zaten.

Hatamı kabul ediyorum. Ama çok şükür sonucunda korkulan olmadı. Şimdi biraz hoşgörüyü hak etmiyor muyum?

Dünyanın problemi değil mi hoşgörü?
İnsanlar birbirine hoşgörü gösteremiyor.
Sonra insanlar yine gerçeklerden kaçmayı tercih ediyor.

Tebdil-ı mekanın ferahlığı mı ağır basıyor yoksa farklılığın korkutuculuğu mu?

Ben de her daim olumsuzluk ağır basardı. Ama artık değişiyorum. Değiştiriyorum kendimi.

Ben de değişimin allı pulluluğunu kabul ediyorum. Ama biraz daha sade ve şık olması tercihim.

Değişimi siz de arzulayın.

Korkutucu ama güzel.








15 Ağu 2016

Mavi Masalcı'ya merhaba




Blogumun adını değiştirdim. Umarım sizler de beğenirsiniz 😊

Artık Masalcı olmak istiyorum. Belki klişe mavi demek. Ama gökyüzü nasıl başımızı kaldırdığımızda gözümüzün alamayacağı kadar bakış alanımızı kaplıyorsa ve rengiyle huzur veriyorsa anlattıklarım da sizin zevklerinizi kapsasın ve hepimize huzur versin istedim.

Hem güzel masallar da anlatayım burada olmaz mı?

14 Ağu 2016

Doğa-Yaban ve Öze Dönüş




Doğa. Son zamanlarda doğaya, yabana -wild- dönüş popüler.
Böyle bir şey popüler kültürün etkisinde nasıl olabiliyor bilemiyorum.
Minimalist yaşam akımın da. Kapitalist bir dünyadayken.
Aslında bu yabana dönüş ve minimalist yaşam tarzı; lüksün, teknolojinin ve rahatlığın zirvesine ulaşmış ya da ulaşmaya yakın insanlar tarafından gerçekleştiriliyor. Aslında bu akımı yine paraları ve zenginlikleriyle gercekleştiriyorlar. Kafalar karışık 🤔  İnsanlar doyumsuzluğa ulaşınca sadeliğe dönüşte arıyorlar son çareyi sanırım. Aslında böyle yapanlar mantıklı olanlar. Bazıları son çareyi intiharda bulabiliyor. Bazıları ise ne yapacağını şaşırıyor. Zenginlik, para, güç. Daha fazlası daha fazlası daha fazlası. Ne eline geçiyor peki insanın? Hiç sadece hiç. Aslında biraz şükretsek. Biraz çevremize baksak. Her seyi elde etmeye çalışmak yerine elimizde olanlara sıkı sıkı sarılıp 'daha iyi bir dünya için' çabalasak...

İnsan çevresini, doğayı tanımaya başladıkça özüne yönelip kendini de tanımaya başlar. İnsan kendini tanıdıkça dünyayı daha doğru anlar. Ve o zaman başlar bütün güzellikler.

Öz'e dönmeyi seçtim.

Ne demiş o güzel insanlar,

'Dünyayı güzellik kurtaracak. Ve bir insanı sevmekle başlayacak her şey'

*Öz'e dönmekle alakalı neler yaptığımı da anlatacağım 😊

















13 Ağu 2016

Mavi Zamanlar'ın Dolunay Masalcısı



...
Öncelerin öncesinden, Mavi Zamanlar'dan geldi bu masal sizlere. Elinizi çabuk tutun çocuklar, tez büyüyün, dürüst düşünün. Yağmacılar doymazlar azla buzla, tuz dökerler yaralara.
Şunu bilesiniz; erişilmez köşelerde, dağların içinde yatıyor kayıp şehirlerin gizemi. Peşinde hep onlarca harami.
Elinizi çabuk tutun çocuklar, masallar gerçek, gerçekler masal olmadan sahip çıkın değerlere..."




"Sen çevrendeki kötülüklere hayır diyebilme gücüne sahipsin. İşler kötüye giderse hatırlayacağın cümle şudur: Gözler iz sürmeli, gördüğünün içine sızabilmeli, rengini bırakmalı baktığına...."
💙
Mavisel Yener'in okuduğum ilk kitabı. Mavi Zamanların Dolunay Masalcısı. Kitaplar arasından seçip hemen sarıldım tabii. Öyle bir kitap ki fantastik, bilim kurgu, mitoloji. Hepsi bir arada. Öyle dolu dolu ki... Arkeoloji, tarih, edebiyat hepsi iç içe. Dili de çok güzel. 12 yaş ve üzeri için ideal. Sadece çocukların okuyabileceğini düşünmüyorsunuzdur umarım. 😊 Okuyucunun alabileceği birçok ileti var. Bizden önce bu topraklarda yaşamış uygarlıklara saygı duyalım ve onların bıraktıklarını emanet bilelim, mesela. Doğaya ve değerlerimize sahip çıkalım. Çocuklara masallar anlatalım. Hayal gücü, masallar...
🌜🌕🌙☄

#gebbuokudu


3 Tem 2016

Zaman..




Zaman akıp gidiyor. Akıp akıp. Zaman.
Bir yıl daha yaşlandım.
Mutluluk her daim yanıbaşımda. Ya da içimde. Biliyorum. Bazen bir ışığa da ihtiyaç duyabiliyorum. Kendi kıvılcımımı oluşturabilirim. Ya da belki bana güvenen birisinden püfüre ihtiyacım vardır. Ya da bir sevdiğimin gelip bana ışık tutmasına.
Bilemiyorum.
Dünyanın her bir yanında bombalar patlarken. Umut, mutluluk, ışık, yaş,....?
Manasız mı anlamsız mı?
Yine de şükrediyorum.
Buradayım, seviyorum, seviliyorum.
Balonlar, kutlamalar varsın olmasın. Olmasın zaten. Ah ne çok acı var, derken olmasın


15 Şub 2016

Belki biraz geldim


selam!

çok uzun zaman oldu yazmayalı. yazmaya devam eder miyim bir süre daha ya da ne sıklıkla yazarım bilmiyorum. burası benim için biraz hayal paylaşımıydı daha fazla iç dökme. ve kitap film yorumları paylaşımıydı. şimdi kafa dağıtmak için okuyor ve izliyorum. yani yazacak pek bir şey olacağını sanmıyorum. ama yazmadıkça insan daha fazla uzaklaşıyor ve benim hep yazmam lazım! kalemimi düzeltmem lazım... bu da yazdıkça olacak bir şey... neyse bakalım deneyeceğiz...

neden yazamıyorum? çünkü ben de sistemin bir parçası belki de bir kölesi oldum... kpss'ye hazırlanıyorum!

***

gelelim bu günlerde kpss haricinde neler yapıyorum...

çocuk kitapları okumaya çalışıyorum (((: ancak onlar beni mutlu ediyor bu süreçte. 

en sevdiklerim Samed Behrengi Tarhun ve Bir Şeftali Bin Şeftali oldu. Ve Sevim Ak-Uçurtmam Bulut Şimdi

Yetişkinler için de Naime Erkovan-Ay ve Güneş Kumpanyası pek sevdim.


Dün de bir film seyrettim. Ay Prenses'i. nasıl güzeldi anlatamam. Filmin orıjinal adı The Secret of Moonacre. Aslında bir kitaptan uyarlamaymış. Elizabeth Goudge'ın The Little White Horse asdlı kitabından. Zaten izlerken bu bir kitaptan uyarlama gibi, dedim içimden. Bazı boşluklar vardı çünkü. Ve elbette ki Türkçe çevirisi yok... Afişte görüldüğü gibi bir unicorn var. Ve unicorn ve ay varsa, elbette ki ben bu filmi severim (((:

Son günlerde The Big Bang Theory izliyorum. Daha doğrusu 5 sezonu bitirmiştim zaten. Hali hazırda yayınlanan 6.sezona da başladım ve artık perşembe-cuma günlerini sabırsızlıkla bekliyorum.

The Vampire Diaries'ı da baştan sona izlemedim ama şu an yayındaki sezonu -7. sezon muydu?- izliyorum cumartesi-pazar günleri. 

How I Met Your Mother çok sıkılırsam izliyorum 1.sezondan başladım.

Once Upon a Tıme'ı da 1.sezondan izlemeye başladım ama düzenli izlemiyorum tabii ki.

ve Türk dizilerini izlemiyorum. öyle can sıkıntısı ile oturup tv açtıysam fragmanlarını takip ettiğim kadarıyla biliyorum. Takip edip en az 2 saatimi harcamak isteseydim eğer Aşk Yeniden'i izlerdim ama (:

Şimdilik böyle olsun. Belki yine gelirim buraya (: