3 Ağu 2015

Rüya Güncem 1






Rüyalarımı hatırlamadığımda çok üzülürüm.
Rüyalarımda uçmak, bulutlarda koşmak gibi eğlenceli ve fantastik şeyler görmek isterken genelde ya sıkıcı günlük olaylar görür ya da sürekli bir kaçış içerisinde olurum.
Mesela geçenlerde bir ejderha tarafından alevli bir köşeye sıkışmıştım.
Bir ara kurt adamları da gördüm tabii. Bugün ise kara büyüye sahip cadı bir hayalet gördüm.
Genç bir kızdı. Kötüydü. Masum bir kızı, büyüyle hayalet yapmıştı.
Küçük kızın masmavi cam gözlerini, bembeyaz parlak yüzünü ve simsiyah kıvırcık saçlarını gözümün önünden çekemiyorum. Ve ben cadının annesiydim.
Beni hiç sevmeyen kötü bir kızım vardı. Bir şatonun içinde, kaçıyordum.
Neyden kaçtığımı bilmeden hem de. Mahzen gibi bir yerde yakalanmıştım.
Oldukça güzel, çekici ve güçlü iki cadı benimle oyun oynayarak hatta işkence ederek beni öldürmeye çalışacaklardı.
Üzerime son derece vahşi kuşları tek tek, nereden çıkacağı belli olmayacak şekilde, gönderiyorlardı. Her seferinde korkuyor ama kuşun dişlerini bana geçirmesine fırsat vermiyor hemen kaçıyordum. Kızımın babası (galiba eşim oluyor kendisi :D ) bana yardım ediyordu. Ona bir şey olmazdı çünkü bana saldıran iki cadı da adama aşıktı. (Aman ne klişe)
6.kuş üzerime salındı.
Çok yakındı. Beni ısıracaktı.
Bedenimin etrafında sıcak bir şeyler hissettim.
Kızım büyüsüyle beni koruma altına almıştı. Gülümsüyordu. Masmavi gözleri, elbisesiyle uyumlu bembeyaz yüzü.
Uyandım

1 Ağu 2015

Film kesmeler üzerine

Televizyonda yayınlanan filmlerin kesildiğini biliyordum. Bu durum beni pek rahatsız etmiyordu. Aslında yapımların özgünlüğü ve emeği geçen insanların hakları söz konusu olunca filmlerde kesme olaylarının pek etik olmadığını biliyordum ama televizyona her yaştan insanın ulaşımı söz konusu olunca çocukların psikolojilerini de düşünmek lazım. 'Anne babalar düşünsün onu canım' dememek lazım. Kaç anne baba bilinçli ki!

Neyse. Ben de bazı 'aşırı' sahneleri izlemekten pek de hoşlanmıyorum doğrusu. Issız Adam ve İncir Reçeli'ni televizyonda izlediğim için hiç sıkıntı yaşamadım ve çok beğendim :D Kesilmemiş hallerini bilmediğimden aşırılıklarından da haberim yok gerçi.

Cnbc-e'de True Blood izliyor ve çok beğeniyordum. Aşırı gelmiyordu çoğu sahnesi. Ta ki yeni bölümü beklemeye dayanamayıp internetten izlemeye kalkınca. Aman Allah'ım, oldum. Ve Cnbc-e'nin kesme işlemi yaptığını anlayınca şaşırdım doğrusu.

Geçenlerde tv8'de Alacakaranlık serisini verdiler. İlk 2 filmde aşırı sahneler yoktu tabii. Çok fark edemedim kesilmeleri. Unutmuş olmam da etkili olabilir. Kaç yıl geçti üzerinden. Tutulma'da bütün o kanlı sahneler, kafa koparmalar hepsi çıkarılmıştı. Şok oldum. O kadar da kötü değillerdi aslında. Ama asıl şok Şafak Vakti part 1. Tamam denize girme sahnesi devamı ve sabahını göstermedin, anladım ama Bella'nın vücudundaki morlukları ve kavgalarını da kesince Bella'nın Edward'a kaşı yaptığı davranışların hiçbir mantıklı açıklaması olmadı ve film çok saçma bir hale geldi. Renesmee'nin doğum sahnesinin de kesilmesi çok kötü olmuş bence. Edward'ın zehri saplayışını bile göstermemişler! Ne trajedi...

Velhasıl. Bazen filmlerde yapılan kesme işlemleri yararlı olabiliyor, birkaç sahne uğruna güzel bir filmden mahrum kalmamış olabiliyoruz. Ama şu kesme işini mantık çerçevesinde ve filmde boşlukların oluşmasını engelleyecek şekilde yapılmasında fayda olduğunu düşünüyorum.

25 Haz 2015

Benim kadınlarım...



Kadın olmak. Öteki olmak demek. Bu bütün tarih 'history' boyunca böyle süregelmiştir. Hani 'batı toplumunda böyle, biz doğulularda kadın öteki değildir' diyenler var ya. Gözlerini batı düşmanlığı kör etmiş. Eh bir de 'doğu toplumlarında kadınlar ikinci sınıf, batı toplumlarını örnek almalıyız' diyenlerinin de gözünü doğu düşmanlığı kör etmiş. Ben ikisinin de arasında bir yerdeyim ve iki tarafa da doğru düzgün bakabiliyorum. 

Bu durumun doğu ya da batıyla alakası yok. Kadını ötekileştirmek ne zaman başlamış, hiçbir zaman bilemeyeceğiz gibi...

Kadın haklarını savunurken, erkek düşmanı olmanın da manası yok. Erkekten daha iyi kadın düşmanı kadınlar da var. Yani asıl mesele; bencillikten ve kendini beğenmişlikten, aynı zamanda çekememezlikten de arınıp yani bütün kötü hislerden arınıp kendin gibi düşünmeyenleri kabul edip ötekileştirmekten vazgeçmek. Bu yapıldığı zaman sadece kadın erkek eşitsizliği değil bütün sorunlar çözülecek... Peki bu mümkün mü? Dünyanın tamamının böyle iyi düşünmesi? Bence mümkün değil. 

Artık, 'dünyaya sevgiyle iyilik getireceğim' diyen küçük kız değilim. Daha gerçekçi düşünüyorum. Ama bütün dünya buna inansa diyemesem de, etrafımı ulaşabildiğim insanları değiştirebilirim demeliyim... Ve bu oldukça zor. Kökleşmiş bir şeyleri değiştirmek... Kadın, bir meta halinde kendini etrafına sergilemekten çok mutlu. Kadın kendini evine çocuklarına kocasına adamaktan çok mutlu. Kadın, kendi gibi olmayan açığı ya da başörtülüyü eleştirmekten çok mutlu. Kadın, mutlu olduğunu sanıyor. Kadın mutlu olduğunu sanmaktan mutlu.

Kadın. Uğruna şiirler yazılan kadın.
Kadın. Yüzünde morlar olan, vücudunda yara izleri olan kadın.
Kadın. Vücudunu erkeklere bir meta gibi sergileyen kadın.
Kadın. Köle. Hizmetçi. 
Kadın. Anne. Eş. Evlat. Ama hiçbir zaman 'kendi' olamayan. kadın.

Açık diye günahkar edilen, başörtülü diye yobaz ilan edilen kadın. Batılı diye doğulu diye. Hıristiyan diye, Müslüman diye. Türk, Kürt, Arap, Rus diye suçlanan ve istenmeyen kadın. Kadın şifacı diye 'cadı' ilan edilen, yakılan kadın.




duy beni yazılmış ve yazılacak olan bütün hikayelerin kadın kahramanları.
bütün o yaşanmış ve yazılmış olan,bütün o yaşanmamış ve yazılmamış olan
hikâyelerin kadın kahramanları.
kadınlar ve kızlar,dişil ve doğurgan,duygusal ve duyarlı olan.
eril olmayan yani,
fethetmeyi değil fethedilmeyi bekleyen kale, daima.
gecenin karanlık koynunda kapılarını açan kent, en fazla
en fazla bir sandalı koynuna alan deniz.
durağanve çaresizve lekesiz
ve temiz tertemiz.
adı tarihe geçmiş ve geçecek
dişil ve doğurgan,
kadın ve kız olan yani ki
yani ki bütün hikâyelerin baş kahramanı olan.
dünyanın çevresinde döndüğü asıl güneş, 
çağların gerçek sahibi, gerçek yazıcısı tarihin,
bir anda en güçlü hükümdarları yerle bir kılan
en güçlü kumandanları köle,
en zelil köleleri hükümdar kılan,
tutsakları en derin aydınlıkta hür, hür olanı en koyu karanlıkta tutsak kılan,
hükümsüzü birden bire hükümlüye çeviren,hükümlüyü birden hükümsüz eden.
geçer akçeleri geçmeze, 
geçmez akçeleri geçere dönüştüren saklı ve gizli el.
ama güçsüz,
çünkü daima ödeyen ve ödenen bedel
                                                                Nazan Bekiroğlu

Kadın deyince benim aklıma Frida Kahlo, Marilyn Monroe ve Virginia Woolf geliyor. Benim acılı kadınlarım. 


Frida...
Yaşamı boyunca acılar, karmaşalar, duygusal çalkantılar... Sıra dışı, ilginç, bunu da mı yaptın Fridaaa dedirten. Ama kalbime dokunan bir kadın. Ben'e yönelmem gerektiğini gösteren kadın. İnsan en önce kendini tanımalı. Geçirdiği kaza ve yatağının tavanına asılan ayna yardımıyla kendi portrelerini yapan Frida, yüzü kadar içine de yönelmiş ama -bence- içsel yolculuğunu tamamlayamamış bir türlü. 

Kolay değildi; insan kendisinin en bariz modeli olsa bile, aynı zamanda en zor modelidir. İnsan; hem kendisi, hem de başkasıdır... Frida Kahlo



Virginiacığım... 
Benim mor kadınım. Zekasına, kalemine hayran olmakla birlikte kalbime dokunan bir diğer kadın. Küçük yaşta yaşadıkları, ailesi, abisi, babası, annesi... Ve yaşadığı toplum tarafından gördüğü baskı... Bu sebeplerden Virginia'nın hiçbir hatasına kızamadım. Olduğu gibi kabul ettim. Bilincinin en diplerinde gezinmekten ruhuna inememiş bir kadın. Bedeninin, aklının, hayallerinin kirletilmesinden midir nedir, ruhuna inmekte temkinli davranmış gibi. Ruhuna inseydi, görseydi, bilseydi, dinleseydi ruhunu...

Herkes kendi geçmişini, kalbiyle bildiği bir kitabın sayfaları gibi kapalı tutar ve dostları sadece onun başlığını okuyabilir. Virginia Woolf



Marilyn. 
Hayatını okuduğum zaman, tamam demiştim tamam. Kalbimde bir merhamet. Sevilmek isteyen küçük bir kızdı Marilyn. Zekiydi. Yanlış bir ülke, çevre, aile onu bu hale getirmişti. Marilyn'in en büyük hatası sevilme arzusunu erkeklerin kollarında araması. Beğenilme ve takdir edilme arzusuyla da ekranlara istenileni vermesi... Aptalı oynayan oldukça zeki bir kadın... Ve çöküş... Ah Marilyn... 

İyiyim ama melek değilim.
Günah işlerim ama şeytan değilim. 
Sadece koca dünyada sevecek birini arayan küçük bir kızım. Marilyn Monroe



kadınlar hep gülsün olmaz mı? 
kadınlara hep şiirler yazılsın olmaz mı?


bir kadını ortadan ikiye böl…
yarısı annedir,
yarısı çocuk,
yarısı sevgili
yarısı aşk...


duyanlar bunu bilmez,
görenler anlamaz bunu!
yarısı rivayettir,
yarısı gece.

Cemal Süreya






dönmek. gitmek. gelmek


Dönmek. Gitmek. Gelmek.

Farklı kavramlar, farklı ifadeler ve farklı duygular.

gittim. en sevdiğim şehirden kalkıp en sevdiğim şehre geldim. gelmekten çok döndüm.

hüzün ve mutluluk aynı anda bilmem kaçıncı defa yaşandı bende.

ağladım. güldüm. ağladım.

bunu ikinci kez yaşadım.

yuvam, odam buradaydı, hep biliyordum.

her köşesi ben ben ben.

kitaplığım küçük olduğu için kitaplarım sığmadı, bulduğum her köşeye kitap koydum (:
bir kısmını da koliledim.

istanbul'da sakladığım, sergilediğim eşyalarımı odama yerleştirince, bazılarına alışamadım.
eşyaların yeri, mekanı, ait olduğu bir yer var mıdır?
ya insanın?

şimdi. bu uzun ama kısa, yoğun ama boş, eğlenceli ama sıkıcı bir yl boyunca düşüneceğim ve irdeleyeceğim.

merhaba!
ben geldim!

16 Haz 2015

İstanbul'a vedaya az kala

Ona, sana, bana.
İstanbul'à , güne, hayallere...

Veda.

Ben bugün mezun olacağım.


1 May 2015

Lili


Uzun zaman oldu. Buralara gelmeyeli. Ne okudum ne yazdım. Geleceğim ama okul bir bitsin. Zihnimde birçok plan var. Daha çok  yazacağım. Ama önce mezun olayım. Peki ya şimdi neden buradayım?

İnstagram, blog yazma ihtiyacımı gideriyor diyordum. Ama burasının daha farklı olduğunu anladım. İnstagram facebook'a döndü. Tüketim çılgınlığı ve tanıdık insanlar arttı. Bloglar yıllardır daha bakir kalabilen alanlar bence. Neyse. Buraya bazı hayallerimden bahsetmek için geldim.

Her genç kızın hayalidir evlilik. Biliyorum biliyorum bu blog film, kitap ve yazma üzerine kurulu. Zaten ev, dekorasyon, düğün postları hazırlayabilecek birisi değilim. Ve zaten ortada aday dahi yok. Sadece 'neredeyse her genç kız evlenmek ve çocuk sahibi olmak ister' demek için buradayım ((: Son zamanlarda 'bir kızım olur inşallah' demelerim arttı. Ve adını 'Lili' koymaya karar verdim. Etrafımda hemen eleştiri okları çıktı. 'Çocuğuna yabancı bir isim mi koyacaksın?' 'Bizim Fatma'larımız, Hatice'lerimiz, Şeyma'larımız varken ingilizce bir isim koymak dine uygun mu?' bla bla bla. Lili, Lily isminden Türkçeleştirilme. Lily'nin anlamları zambak, temiz, kirletilmemiş. Temiz ve kirletilmemiş anlamları Betül ismiyle aynı. Betül ismi Hz.Meryem'in sıfatlarından. Lili hem kulağa çok hoş geliyor hem anlamı çok güzel. Çok sevdim ki (: İnstagramda öyle bir yorum aldım ki şoka girdim. 'Kızına haydi lililili şarkısını söylerler,' dedi birisi. O şarkıdan da şarkıyı yapanlardan da nefret ettim.
 Çocuğuma koyamasam da öykü karakteri mutlaka yaparım. Bir de yabancılardaki isim kısaltma ve o şekilde kullanmalarına bayılıyorum. Gossip Girl'ü yeniden izlemeye başladım. Mesela Serena, 'S' , 'Ser' , 'Sera' gibi Charles 'Chuck' 'Lily' 'Lil' 'Jenny' Jen' gibi gibi gibi kısaltmalar çok güzel. Bana sadece Asu 'Giz' diye seslenir mesela.



Bir kızım olsa onunla  neler yapabileceğimi düşünüyorum, ona nasıl davranacağımı. Baleye göndereceğim mutlaka. Resim ve müzik kurslarına da. Hiçbirine gitmek istemese de zorlamayacağım. Harika bir kütüphanesi olması için kitap biriktiriyorum. Eski dergiler topluyorum. Topladığım dergiler kızımın yetişkinlik çağında antika gibi kıymetli olacak. Ve öyküler yazıyorum. Köyümü, ananemi, dedemi, köyün yaşlılarını anlatan... Kızım büyüdüğünde hiçbiri olmayacak. Öykülerimle tanısın onları istiyorum.

Bir de aile gelenekleri oluşturmak istiyorum. Geleneksel köy piknikleri gibi (: Ya da her ay mutlaka bir yemek, piknik ya da daha farklı bir aktivite. Her sene başka bir yere tatile gidebilmek için para biriktirmek istiyorum. Okuma saatleri, aile oyunları... Mesela bayramları daha da özel kılmak için hediyeler, gezmeler hazırlamak. Mesela her bayrama özel hazırladığım ayrı bir tatlı olması gibi.

Son günlerde böyle düşüncelerim olması hem garip hem hoş. Mezun oluyorum ya (:

***

film önerisi, yazıları da gelecek bir gün inşallah....

Jeux D'efanst
Cyrano Agency
Heartbreak Library
Cennetin Postacısı

kitap önerisi:

Zan
Çavdar Tarlasında Çocuklar
Tek Kelimelik Sözlük
Öykü Öykü Gezen Kedi

müzik önerisi

Cecile Corbel
Yann Tiersen

dizi önerisi

Merlin
The BigBang Theory
Gossip Girl

anime önerisi

Sailor Moon


Önerilerimin hepsi okuduğum kitaplar, izlediğim filmler ve izlemekte olduğum diziler. Sailor Moon ile kafayı bozmuş durumdayım. 150. bölümdeyim. Ve evet en baştan başladım ^^


4 Şub 2015

hayat hep mavi olsa

Bugün, 8 yıldır görüşmediğim dostlarımla buluştum. Sürekli kaçmıştım onlardan. Hatta silmiştim geçmişimi. Ben hep siliyorum zaten. Hep. Bu sefer. Cesaretimi topladım ve gittim. O kadar özlemişim ki. Çocukluk, saf ve masum. Dostluk. O yıllardaki samimiyet bunca yıla rağmen, devam etmişti. Evet, eskisi gibi değildik. Ama aynı masanın etrafında toplanıp keyifli vakit geçirebiliyorduk.

Ama bugün yine. Andım, hatırladım.

Bugüne yakışan şarkı. Bana ne yaptın çocuk.


(Bugün günlerden hiç benim adım yok. Kanatlanıyor içimden binlerce siyah kelebek. Savruluyor rüzgârda yaprak gibi 
Kalbim, uzaklarda bir yerde. Kalbim kayıp.) 
Sessiz, yorgun, ağır, gözkapaklarım kapanıyor yine… Yine… 
(Karanlığa dokunabiliyor sanki ellerim.) 
Yıkık, dökük, bu şehrin duvarları birer birer üstüme yıkılıyor yine… 
(Sadece sesler duyuyorum..) 
Yine… 
(Ayak sesleri uzaklarda..) 
Kuş sürüleri terk ederken bu şehri, ardında yoksul ve kimsesiz çocuk gibi bırakıyor yine… 
(Susuyorum.) 
Yine… 
(Sessizlik keskin..) 
Ve sonbahar sinsice yaklaşarak peşinde köpek gibi bir yalnızlığı üstüme sürüklüyor yine… 
(Bekliyorum) 
Yine… 
(Beklemek keskin) 
Sözler hep yalan! Yeminleri unut! 
Bir veda bir sebepsiz tokat gibi çarpıyor yine… 
(Burdan gitmem gerek) 
Yüzüme… 
Şarkılar yalan! Duyduklarını unut! 
Bir hikaye rüzgarın ellerinde savruluyor yine… 
(Herşeyi unutmam gerek) 
Yine! 
Kestim! Akıttım! Damarlarımdaki kanımda akan o kirli siyah yalanları! 
(Acımıyor bileklerim) 
Olmadı! 
(Acımıyor hiç) 
Sildim! Çıkardım! Yüzümden kazıdım yüzüme çizdiğin o siyah derin yazıları! 
(Acımıyor ellerim avuçlarım) 
Olmadı! 
(Acıtmıyor hiçbirşey) 
Kustum! Tükürdüm içimde senden kalan o keskin o acıtan hatıraları! 
(Acımıyor tenim, ve acımıyor) 
Olmadı! 
(Dokunduğun yerler) 
Söktün! Defalarca diktim o küçük ellerinle açtığın ve sızlayan bütün yaralarımı! 
(Acımıyor artık kalbim) 
Olmadı!

(Kalbim)
Bana ne yaptın… Ne yaptın… Ne yaptın… Ne yaptın çocuk!
(Sadece sessizce durdum ve öylece izledim bir meleğin ellerindeki ellerimin izlerini.)
Niye yaptın… Niye yaptın… Niye yaptın ahh çocuk!
(Sadece sessizce durdum ve öylece izledim bir meleğin ellerindeki kaderimin sökülüşünü.)
Bana ne yaptın… Ne yaptın… Ne yaptın… Ne yaptın çocuk!
(Sadece sessizce durup öylece izlemek istedim bir meleğin ellerindeki kalbimi.)
Niye yaptın… Niye yaptın… Niye yaptın ahh çocuk!
(Sadece öylece durup sessizce izlemeyi istedim, sadece bir meleği sevmeyi.)
Göremiyorum, duyamıyorum artık dokunamıyorum çocuk!
(Hep bir şey eksik gibi ve hep bir şey yarım ve hep bir şey yok artık sanki.)
Anlatamıyorum anlatamıyorum artık ağlayamıyorum çocuk!
(Ne bir ışık var ne de bir şarkı artık sokaklarında bu kaybetmiş şehrin)
İnanmıyorum inanmıyorum artık inanamıyorum çocuk!
(Ne bir isim var duvarlarında, ahh ne de okunabilen bir cümle.)
Bilmiyorum bilmiyorum artık sevemiyorum çocuk!
(Sadece sessizce durdum ve öylece izledim bir meleğin ellerindeki ölümümü.)
Ne yağmur, ne kar, ne yüzüme vuran rüzgar, canımı yakan acıtan sonbahar, daha dinmedi çocuk!
(Öyle beyaz)
Seni silmedi çocuk!
(Öyle maviydi ki)
Alev alev yanan kirpiklerinde saçılan kıvılcımlarınla başlayan bu yangın daha sönmedi çocuk!
(Öyle güzeldi ki ve öyle..)
Sönemedi çocuk!
(Öyle masum ama… )
Bu viran şehirde, bu viran hikaye henüz bitmedi!
Bitmedi bitmedi bitmedi çocuk!
(Öyle yanlış öyle…)
Bitemedi çocuk!
(Öyle yanlış ki ve öyle… )
Bu aciz şarkılar, bu aciz dualar seni geri getirmedi getirmedi getirmedi çocuk!
(ve öyle çocuk)
Dönmedin çocuk!
(Kalbim…)
Bana ne yaptın… Ne yaptın… Ne yaptın… Ne yaptın çocuk!
(Tüm maviler kirli şimdi ve tüm beyazlar utanç içinde ve sadece uyumak)
Bunu niye yaptın… Niye yaptın… Niye yaptın… Niye yaptın çocuk!?
(Uyumak istiyorum… )


bütün maviler kirli şimdi. inanç. umut. hayal. kirli. 

aşk mı? hayır. zaaf mı? evet. ya sevgi? ya şefkat?

affetmek? hayır. 

unutmayı öğrendim. 

yalan.

hayat hep mavi olsa.

yani umut.





26 Oca 2015

Çocukluğumda travma etkisi kitaplar

Çocukluğumda travma etkisi yapan bazı kitaplar ve yazarlar var, onlar geldi aklıma bir anda. Dur ben bunları bloga bir yazayım dedim. Hiç planlamadan aniden ya da günümüzün deyimiyle -spontane- gelişen bir yazıdır, sayın okuyucu; uyarayım.

Öncelikle merhaba. Tam tahmin ettiğiniz gibi Adana'dayım. Uzun uzun film ve kitap yazıları yazmayı ben de istiyorum, nasip.

1. V.C Adrews Çatı serisi. Hayatımın kabusu! Kitapların arka kapağında Adrews'in resmi olurdu, kitabı ters çevirir kadına nefretle bakardım. Bazen de üzülürdüm acaba yazdıklarını yaşamış mıdır diye. Neler yok ki kitabında... Bütün çarpık ilişkiler. Ensest had safhada. Trajediler aman Allah'ım. Balerin ve baletler kötürüm kalır... Babalar ölür. Anne kızından nefret eder. Yaşlı adamlardan çekinme sebebimi bu kitaba bağlayabilirim aslında. Bir de ne öğrendim, Ocak 2014'te Çatıdaki Çiçekler diye ilk kitabın filmi çıkmış. İzlemeyi düşünüyorum, evet ben mazoşist olabilirim. o.O

2. Emine Şenlikoğlu kitapları. Yazarımız insanların iman etmelerini anlatayım derken psikolojimizi bozduğunu hiç düşünmedi mi acaba? İmamın manken olmak isteyen kızı, evden kaçan kötü yola düşen kızlar, travestiyle aynı evi paylaşmayı geçtim tamam olabilir özgürlük bla bla, sevgili yazar sen hangi akla hizmet travestilerin tecavüze uğradığını yazıyorsun kitaplarında sonra da biz gençlere tavsiye ediyorsun?! Zaten bir erkeğin kadın olma fikrini sindiremediğim yaşlar, üstüne bir de onların da pazarlandığını öğreniyorum. Sonra bana aynı kitapta imana ermekten bahsediyorsun. Saf beynimi bulandırmadan önce düşünecektin bunu. Ben eşcinselliğin, translığın tabu konular olmasını istiyorum demiyorum burada sayın okuyucu. 11-12-13 lü yaşların okuyabileceği, idrak edebileceği konular olduğunu düşünmüyorum. Gençlere çok faydalı olduğunu düşünerek aslında psikolojilerini bozabilecek şeyler yazan bir yazarın şu andaki siyasi fikrini nasıl benimseyebilirim, aklıma bu soru geldi...

3. Gülten Dayıoğlu-Yeşil Kiraz 1-2: Al bir travma sebebi daha. Uzun bir süre tarikatlardan, zikir halkalarından çok korktum. Ayıp kitap ne demek onu öğrendim. Bakirelik ne onu öğrendim. Yaş kaç, 11-12. Bu konuların yaşı mı? Değil. İlk gençlik kitapları diye anılıyor bu kitaplar. Çocuk edebiyatı dersi aldım ve bu dersteki notlarda önerilen kitaplar arasında. Bence bu kitapların okunmaya yaşı 15-16. Travma yaşadım, algılayamadım. Çünkü ne ailem ne öğretmenlerim... Okuduğum kitapları inceleyen birileri yoktu yanımda.

Şimdiki çocukların durumu daha vahim. İnternet, televizyon, diziler, çizgi filmler. Uyaran uyaran uyaran. Her şeyi yaşından önce öğreniyorlar. İlkokul 1.sınıfa çocuk okuma yazmayı öğrenerek geldiğinde öğretmen,öğrenci,çocuk hepsi de sıkıntı yaşamıyor mu? Okuma yazmayı öğrenmek iyi bir şey ama yaşıtlarından önce bunu öğrenmesi-eğer üstün zekalı değilse- olumsuz bir durum. Üstün zekalı ve üstün yetenekli öğrencilerin durumuna hiç girmeyeceğim. Eğitim sistemi onları köreltiyor ve yok ediyor.

Travma etkisi çizgi filmler de var. Mesela Şeker kız Candy. Allah'ım o yetimhane sahneleri, zengin ailenin yanı... Çok ağlardım. Bir de Üvey Baba dizisi vardı. Ben izleyemezdim onu.

Travmaların etkisi farklı şekillerde gelecekte oluşabiliyor. Ben bunları okulda aldığım öğrenme-gelişim psikolojileri gibi formasyon dersleri sayesinde fark ettim. Çocukların psikolojileriyle ilgili kitaplar okumak, izlediklerine ve okuduklarına dikkat etmek gerek.











1 Oca 2015

2014 Kitaplarım





2014 yılı boyunca okuduğum kitapları yazmak istiyorum. İnşallah 2015 her yönüyle güzel olur hepimiz için. Bol okumalı bir yıl olur inşallah. 2015 benim için belirsizliklerle dolu bir yıl. Mezun olacağım ve sonrasında neler olacak bilmiyorum...

2014 izlediğim filmler de yapmak istiyordum ama tarih olarak not almadığım için yazamayacağım. Ama bu zamana kadar izlediğim filmleri yazabilirim. Bakalım neler okumuşum (:

1. Kaçan Ayna-Papini
2. Sevimsiz Hikayeler
3. Dilek Evi-Kipling
4. Motorlu Kuş-Cahit Zarifoğlu
5. Lady Anne Susuyor-Saki
6. Bahar Karları-Mişima
7. Marcovaldo-Calvino
8. Beşinci Düğme-Naime Erkovan
9. Anlatı Ormanlarında Altı Gezi-Eco
10. Rüzgargülü Çamlıca-Güzide Ertürk
11. Düşeş-Güzide Ertürk
12. Hoşgör Köftecisi-Orhan Veli
13. Mona Rosa-Sezai Karakoç
14. Dünyaya Orman Denir-Ursula K.Le Guin
15. Büyübozumu-Murat Gülsoy
16. Başkaldıran Ruhlar-Halil Cibran
17. İkiye Bölünen Vikont-Calvino
18. Sevgili Arsız Ölüm-Latife Tekin
19. Ses ve Öfke-Faulkner
20. Kör Baykuş-Sadık Hidayet
21. Ölü Zaman Gezginleri-Hasan Ali Toptaş
22. Galiz Kahraman-İhsan Oktay Yanar
22. Karekök Hayat-Mehmet Sabri Genç
23. Yangın Merdiveni-A.Ali Ural
24. Ölüm Oyunları-Osman Şahin
25. Stüdio Ghibli
26. Yürüyen Şato
27. Hiçe Doğru-Hüsnü Arkan
28. Yitik Öykü
29.  Öbür Dünya Hikayeleri-Güzide Ertürk
30. Öykünmece-Feyza Hepçilingirler
31. Kelebeğe Tapan Adam-Bünyamin Demirci
32. Sakız Sardunya-Elif Şafak
33. İlk Değilim Üstelik-Şafak Çelik
34. Şebek Romanı-Ayşe Şasa
35. Yazma Eylemi-Ferit Edgü
36. Dil Doktoru-Hayati Develi
37. Bye Bye Türkçe-Oktay Sinanoğlu
38. İhtiyar Balıkçı ve Deniz-Hemingway
39.Seçme Hikayeler-Nezihe Meriç
40. Mefkure Yolculuğu
41. Doku-Cem Kızıltuğ
42. Benden Duymuş Olma Da-Büşra Nebati
43. Uçurtma Mevsimi-Kaan Murat Yanık
44.Kuş Uçar Kervan Geçer-Hande Topbaş
45. Türkçenin Sırları-Nihad Sami Banarlı


Geçen sene 35 kitap okumuştum galiba. Gelecek sene de 55 kitap okuma hedefi koyayım bari ((:

Açıkçası okuduğum kitapların kaliteli olduğunu düşünüyorum ((: Ali Ural sağolsun. Bu sene Tanpınar okumak istiyorum. Çok istiyorum. Siz neler okudunuz, kaç kitap okudunuz? Benim okuduklarımdan okuduklarınız, sevdikleriniz, sevmedikleriniz, merak ettikleriniz oldu mu?