8 Eyl 2013

Kalem Kasemi


KALEM KASEMİ


‘‘ Dede! Bu kalem…’’
Eymen’in sesiyle  yarı uykulu halinden kendine geldi yaşlı adam. Kendi el emeği sallanan sandalyesinden kalktı yavaşça. Yılların birikmişliği sırtına ve dizlerine vurmuştu. Ne oturduğu yerden kalkabiliyor ne de ayakta durabiliyordu. Bir tek şu sallanan sandalyesi rahatlatıyordu yaşlı bedenini. Geçmişin kokusuna karışan deniz kokusu değdi geçti tenine rüzgar yardımıyla. Yıllarca biriktirdiği kitaplarla çevriliydi kıymetli odasının dört duvarı. Boş kalan yerlere de serpiştirilmiş ebru ve hat sanatının birkaç nadide tabloları. Ama aralarında mütevazilik ve gösterişle harmanlanmış bir çerçeve var ki çok değerli, yaşlı adamın indinde. Altın sırmalarla işlenmiş, camı özel kesim. Odaya girince dikkatleri üzerine çeken bir çerçeve, içerisindeki ise sıradan bir hat kalemi. Kalemde birleşen bakışlar ki genç olanında merak, yaşlı olanında hüzün vardı. Yaşlı adam hüzünden umuda, torununa çevirdi bakışlarını.
‘‘ Eymen, unuttun mu yoksa? Bak şimdi, biraz daha kalsan Avrupalarda bizi de mi unutacaksın yoksa? Küçükken de sorup dururdun. Anlatırdım hikayesini, unuttun mu?’’
Şefkatle bakıyordu torunun yüzüne. Birkaç yılda çok değişmiş çok büyümüştü. Umuttu Eymen.
‘‘ Dedecim hatırlıyorum elbette ama senden dinlemeyi çok özledim.’’
Dedesine hayran bir torun Eymen. Uzakta kaldığı yıllar boyunca en çok izlediği insan. Anne ve babasını kaybedişinden sonra toparlanmasını sağlayan kanatları altına alan kişi. Kalbinde ne zaman bir fırtına çıksa dedesinin gözlerini hep üzerinde hisseder, bilgece sözlerini aklına getirir ve kurtulurdu tüm karmaşadan. Artık yetişkin bir insandı, acılar ve uzaklık Eymen’i olgunlaştırmıştı. Şimdi yaşadığı karmaşalar daha büyük oluyordu. Benlik arayışı, içsel çatışmalar ve tutunacak bir dal gereksinimi…  Dedesinin yanındaydı bu yüzden. Bilgece sözlerine aç ve muhtaç, doyurmak istiyordu ruhunu. Açtı kalbinin tüm kapılarını, dinledi o ezgili sözleri.
‘‘ Bu kalem çok özel Eymen’im. Her kalem değerlidir Hakk’ı yazdıkça. Kalemin ne kadar değerli olduğunu Kur’an-ı Kerim’de bir sûreye ad olarak verilmesinden anlayabiliriz. Kalem sûresinde bir ayete bakalım. ‘ Nûn… Andolsun kaleme ve yazdıklarına.’ Kalemi değerli yapan yazdıklarıdır elbet.  Dedemin anlattıklarına göre bu kalemi, onun da dedesine Hz.Hızır aleyhiselam vermiş. Hz.Hızır’a da Kirâmen Kâtibin armağan etmiş Rabb’in izniyle. Büyük dedemiz çok zor durumdaymış hem maddî hem manevî. Ve bir gün karşısına Hz.Hızır çıkmış. Bu kalemi uzatmış, yalnızca Hak yolunda kullanması şartıyla tüm sıkıntılarından kurtulacağını müjdelemiş. Ardından geldiği gibi bir anda gitmiş. Büyük dedemiz nasıl hat yapılacağını bilmiyormuş. Hz.Hızır’ın söyledikleri hiç aklından çıkmazmış. Bu kalemin kendisine verilmesinde bir hikmet olduğunu düşünüp kalemle yazmayı denemeye karar vermiş.  Kutsal Kitabimizin ilk mesajı ‘Oku’ yani ‘İkra’ emrini yazmış ilkin. Vira bismillah deyip başlamış ve devamı da gelmiş tüm zorluklara rağmen. Ve döneminin en iyi hattatlarından olmuş. Eymen’im bu kalem aile yadigarı olarak kalmış bizlere. Artık senindir. İstediğin zaman alabilirsin. Bu kalemle Hakk’ı yaz olur mu evlâdım? Bu kalem Allah’ın emanetidir bizlere. Kirâmen Kâtiplerinin kalemlerinin bir eşi bu unutma. Yaptığın tüm işleri bu kalem gibi bir kalem yazıyor sergüzeşt-i hayat defterine. Bu kalemle Hakk’ı yaz ve yazdığın gibi yaşa ki hayat defterinde sağ taraf kabarırken sol taraf boş kalsın. Unutma, kalem hem armağan hem emanet; hayat hem bir lütuf hem bir emanet.’’
Dedesinin son sözcüğü ‘Unutma’ olurken, Eymen gözyaşları içerisindeydi. Hayattaki kırılmaz dediği dalı, biricik dedesi sallanan sandalyesinde huzur içinde öte alemlere göçmüştü.

*GEB


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder