11 Eyl 2013

Bir şeyler almıştımdı.

Yine bir alışveriş postu. Aslında baya oluyor alalı ama ben her zamanki gibi geç yazıyorum -.- Günü gününe blog yazanlardan değilim malesef. Hem üşeniyorum hem unutuyorum.

Bu ataçlar çok güzel kiii. Gratis'ten. Gitarlısı da vardı. Pembe notalar, kitap okurken kapak tasarımı düz olan kitapları eğlenceli hale getirmek için çok işime aradı. Ders çalışırken de işime yarayacaklarına inanıyorum ((:


D&R alışverişi. Farklı zamanlarda aldığım iki kitap. Ama ikisini de okumadım henüz. Halil Cibran'ı kimden duyduğumu hatırlayamıyorum. Aydın Abimden mi Müzeyyen Ablamdan mı. Cık olmuyor. Neyse. Şimdilik Adana'da bırakıyorum. Bayramda ya da ara tatilde okumayı planlıyorum.

Tekerleksiz Bisikletler'i yanımda götürüyorum. Onu okumaya başlayacağım. Merak ediyorum. Bakalım. Okuyunca yazarım.


Heeeey. Ben makyaj yapmayanlardanım demiştim. Ama Adana'da bb cream-pudra-eyeliner-maskara dörtlüsünden vazgeçemedim. İstanbul'da eyeliner ve maskaradan uzak duracağım. Ama bb kremden vazgeçemeyeceğim. Maybelline'in ününü duymuştum. Ben de çok sevdim. Yüzümde olduğunu ne ben hissediyorum ne de başkaları fark ediyor. Ama yüzümdeki sivilce lekeleri, siyah noktalar ve gözlerimin altındaki karaltılar kapandı. Kansız olduğum için -ki bu genlerimle alakalı bir durum, beslenme ya da ilaçlarla düzelmiyor- gözlerimin altı siyahtır, mordur falan filan. Çok rahatsız oluyorum bundan. Bb krem ve pudrayla daha sağlıklı görünüyorum galiba. Ya da bilmiyorum belki de kendimi öyle görmek istediğim içindir. İki ürünü de çok sevdim. Gratis'ten almıştım.


Yine Gratis'ten aldığım makyaj çantası.İçine aldığı kadar doldurdum takılar,iğneler, kutular filan. Valizime de koydum. Oh iyi oldu. (:



Ben şu an bir yandan valiz hazırlıyorum bir yandan buraya yazı hazırlıyorum. Yarın yolcuyuz. İstanbul'a....

8 Eyl 2013

Kalem Kasemi


KALEM KASEMİ


‘‘ Dede! Bu kalem…’’
Eymen’in sesiyle  yarı uykulu halinden kendine geldi yaşlı adam. Kendi el emeği sallanan sandalyesinden kalktı yavaşça. Yılların birikmişliği sırtına ve dizlerine vurmuştu. Ne oturduğu yerden kalkabiliyor ne de ayakta durabiliyordu. Bir tek şu sallanan sandalyesi rahatlatıyordu yaşlı bedenini. Geçmişin kokusuna karışan deniz kokusu değdi geçti tenine rüzgar yardımıyla. Yıllarca biriktirdiği kitaplarla çevriliydi kıymetli odasının dört duvarı. Boş kalan yerlere de serpiştirilmiş ebru ve hat sanatının birkaç nadide tabloları. Ama aralarında mütevazilik ve gösterişle harmanlanmış bir çerçeve var ki çok değerli, yaşlı adamın indinde. Altın sırmalarla işlenmiş, camı özel kesim. Odaya girince dikkatleri üzerine çeken bir çerçeve, içerisindeki ise sıradan bir hat kalemi. Kalemde birleşen bakışlar ki genç olanında merak, yaşlı olanında hüzün vardı. Yaşlı adam hüzünden umuda, torununa çevirdi bakışlarını.
‘‘ Eymen, unuttun mu yoksa? Bak şimdi, biraz daha kalsan Avrupalarda bizi de mi unutacaksın yoksa? Küçükken de sorup dururdun. Anlatırdım hikayesini, unuttun mu?’’
Şefkatle bakıyordu torunun yüzüne. Birkaç yılda çok değişmiş çok büyümüştü. Umuttu Eymen.
‘‘ Dedecim hatırlıyorum elbette ama senden dinlemeyi çok özledim.’’
Dedesine hayran bir torun Eymen. Uzakta kaldığı yıllar boyunca en çok izlediği insan. Anne ve babasını kaybedişinden sonra toparlanmasını sağlayan kanatları altına alan kişi. Kalbinde ne zaman bir fırtına çıksa dedesinin gözlerini hep üzerinde hisseder, bilgece sözlerini aklına getirir ve kurtulurdu tüm karmaşadan. Artık yetişkin bir insandı, acılar ve uzaklık Eymen’i olgunlaştırmıştı. Şimdi yaşadığı karmaşalar daha büyük oluyordu. Benlik arayışı, içsel çatışmalar ve tutunacak bir dal gereksinimi…  Dedesinin yanındaydı bu yüzden. Bilgece sözlerine aç ve muhtaç, doyurmak istiyordu ruhunu. Açtı kalbinin tüm kapılarını, dinledi o ezgili sözleri.
‘‘ Bu kalem çok özel Eymen’im. Her kalem değerlidir Hakk’ı yazdıkça. Kalemin ne kadar değerli olduğunu Kur’an-ı Kerim’de bir sûreye ad olarak verilmesinden anlayabiliriz. Kalem sûresinde bir ayete bakalım. ‘ Nûn… Andolsun kaleme ve yazdıklarına.’ Kalemi değerli yapan yazdıklarıdır elbet.  Dedemin anlattıklarına göre bu kalemi, onun da dedesine Hz.Hızır aleyhiselam vermiş. Hz.Hızır’a da Kirâmen Kâtibin armağan etmiş Rabb’in izniyle. Büyük dedemiz çok zor durumdaymış hem maddî hem manevî. Ve bir gün karşısına Hz.Hızır çıkmış. Bu kalemi uzatmış, yalnızca Hak yolunda kullanması şartıyla tüm sıkıntılarından kurtulacağını müjdelemiş. Ardından geldiği gibi bir anda gitmiş. Büyük dedemiz nasıl hat yapılacağını bilmiyormuş. Hz.Hızır’ın söyledikleri hiç aklından çıkmazmış. Bu kalemin kendisine verilmesinde bir hikmet olduğunu düşünüp kalemle yazmayı denemeye karar vermiş.  Kutsal Kitabimizin ilk mesajı ‘Oku’ yani ‘İkra’ emrini yazmış ilkin. Vira bismillah deyip başlamış ve devamı da gelmiş tüm zorluklara rağmen. Ve döneminin en iyi hattatlarından olmuş. Eymen’im bu kalem aile yadigarı olarak kalmış bizlere. Artık senindir. İstediğin zaman alabilirsin. Bu kalemle Hakk’ı yaz olur mu evlâdım? Bu kalem Allah’ın emanetidir bizlere. Kirâmen Kâtiplerinin kalemlerinin bir eşi bu unutma. Yaptığın tüm işleri bu kalem gibi bir kalem yazıyor sergüzeşt-i hayat defterine. Bu kalemle Hakk’ı yaz ve yazdığın gibi yaşa ki hayat defterinde sağ taraf kabarırken sol taraf boş kalsın. Unutma, kalem hem armağan hem emanet; hayat hem bir lütuf hem bir emanet.’’
Dedesinin son sözcüğü ‘Unutma’ olurken, Eymen gözyaşları içerisindeydi. Hayattaki kırılmaz dediği dalı, biricik dedesi sallanan sandalyesinde huzur içinde öte alemlere göçmüştü.

*GEB


7 Eyl 2013

Hayat Güzelmiş




ne yürüdük sokaklarda yan yana
ne dolaştık avare
aynı yerde uyumadık uyanmadık
hiçbir gün hiçbir kere olmadı olamadı
hayat güzelmiş-miş
çiçek açarmış-mış
dünya dönermiş-miş
kuşlar uçarmış-mış
falan filan
ne güneşe uzandık yan yana
ne yağmurda ıslandık
bir vapura atlayıp bir sabah 
hiç gittik mi bir yere 
olmadı olamadı
hayat güzelmiş
güneş doğarmış
gemiler geçermiş
yağmur yağarmış
utanmadan

Saengil Chukha hamnida!







Saengil Chukha hamnida!!

Videoyu açın ve öyle yazıya devam edin lütfen. Çok çok tatlı ki ((:

Birisi çiçeğim dediğim güzel ve manyak bir insan.
Diğer kedicik diye sevdiğim müthiş insan ((:

G'Esma ve Mervecik....

Sizi çok seviyorum! İyi ki varsınız!

Dün gece biraz rahatsızdım. Ondan 00.00'da arayamadım sizi /: İlk kutlayan olamadım. Ama olsun. Kalpler bir ya...


Merve. İstanbul'da aldığım Adana havası gibi. Karadenizli olmanız bu Adana havasını değiştirmiyor canımcım ((: Gerçekten iyi ki varsın. İstanbul'da olmasaydın zor zamanlarımda tek başıma napardım ((: Çok seviyorum seni. İhmal ettiğim zamanlar oldu ama inşallah bu sene daha çok görüşürüz ((: 


Haha G'Esma! Pozantı çıkarmamızda beklediğin buydu di mi. Hediye olarak kendimizi getirceğimizi sanmıştın velakiiiiiinnnn. İşte hediyeleeeer


Yüzük Asu'dan Esma'ya. Her yaz Asu bize yüzük hediye eder. Benimki de altın rengisi ((:

Esma, seni doğduğun için diil bizim arkadaşımız olduğun için seviyoruz :P

Sevgili okuyucu. Esmacım az buçuk bi malak. Her doğum günüsünde bizi sinir eder. Yok hediye istemem. Yok kutlama istemem. Bla bla bla. Geçen sene 7Eylül'de İstanbul'daydım. Bir şey yapamadık zaten. Bu sene de yaptırmadı. Pozantı'ya babanesinin yanına gittiğinde biz de 1 günlüğüne gittik Rüveyda ile. Esma söz verdirtti. Pasta yok mum yok balon yok hediye yok. Hediye sözünü tutamazdım. Doğum günü hediyesi diil arkadaş hediyesi hem bunlar. ((:

(Mervecik, senle hediye muhabbetine sonraya giriyorum tatlım bu arada :P)

Pozantı anısıylan ilgili post sonraya. Ben genelde sonraya dersem yazmıyorum galiba ama bakalım.

Velhasıl Mervecim doğum günün de senin yanında değilsem Esma'nın da yanında değilim. Kıskanma.

İkiniz de iyi ki doğmuşunuz, iyi ki varsınız ((:

Öpüyorum kiiiii





5 Eyl 2013

Bir Saklı Hazine



Heyecanlıyım. Bir de hüzünlü. Rüzgar ne güzel esiyor. Neyse ya. Adana'ya veda yazısı haftaya bugüne...

Şimdi başka bir yere veda yazısı olmalı. İstanbul'a gidince taşınacağım.. Paşa'dan Fatih'e... Bakalım, bu sene güzel olur çok güzel olur inşallah ((:

Ayrılmak zor geliyor. İki yılımı geçirdim oralarda. Ama bazen değişiklik güzel olur... Olur inş ((:

BT'ye derdim her defasında seni bloga yazıcam. O da derdi diyosun diyosun ama hiç yazmıyorsun. ((: Evet hiç yazmadım. Şimdi anılarımızdan bahsetmek istemiyorum. Ağlamak istemiyorum. Şu an BT ile de görüşmüyoruz. Küs değiliz ama öyle işte... Ama BT ben seni çok seviyorum... Tabi sen blogumu okumazsın ki. Bunu da görmezsin... Olsun. Seviyorum ben seni ya önemli olan bu...

Terasta yazmıştım Vampirella'yı. Aşağıda arkadaşlarım gülerken ben terasta üşüye üşüye ağlamıştım bir keresinde. Terasta kahvaltılarımız, akşam çaylarımız... Paşa Konağı'nın tatlı kızlarıydık biz ((:

Mavi apartman... Taylan... Bir Okyanus Ruhu Yalnızlık.... Gerçekten çok yalnızdım. Bir okyanus kadar... Mavi apartman salt hüzün benim için. Pek gülmedim orada. Ama Nur'u daha iyi tanıdım Mavi apartmanda. Bana İncesaz'ı sevdiren kişi. Nur, gerçekten çok realist davrandığın zamanlar oldu. İyi ki oldu. Bana çok iyi geldin. O evde sen olmasaydın belki de çok hata yapardım. Tabii bir de EsraE. Mavi apartmandaki gülen yüzümsünüz...

Gönlümün incisi, sularımın tunası. Ah ne sevdim ben orayı. BT, EsraE, unnim, HB ((: Gülümsüyorum hem de çok... Burada da var yine hüzün. Salonda çok ağlamıştım. Yeşil duvarlarını çok özlüyorum ki ((:

Yalan yok. Aynur,Zehra,Fatma Unniler benim Üç Silahşörümdü. Beni toparlayan kişiler....

Ya devreler...
Devrelerden sonra en çok özleyeceğim iki kişi tıpçılarım Ebrar ve EsraE tabii ki... Beni toparlayan diğer iki kişi...

Toksöz Market. Free Store. Paşa Meydan. İnci Pastanesi. Tadım Dondurma. Murat Waffle

Pek tanıyamadığım ama sevdiğim Afranur. Kendisini yakından keşfetmeyi isterdim. Ama uzaktan da olur belki ((:

((:

Hepsini anlatmaya kalksam... Ama yapmam. Bir saklı hazinesiniz benim için...

İyi ki tanımışım hepsini. İyi ki vardınız, varsınız....

Şimdi yeni bir hikaye beni bekler. İstanbul. Neler göstereceksin bana yine ((: