30 Ağu 2013

Üzerine pembe kar yağmış bir öykü




''Sözcükler fırıl fırıl dönerken hepsi birden durdu.
Buz kesti her yan.
Göz kapaklarına gizlendi her şey.
Kurtulmanın yolu hatırlamaktı.''


Yazmak. Öykü yazmak. Öykü yazmanın ifadesi yukarıda kurduğum cümleler. Hayal ederken göz kapaklarıma gizleniyorlar. Hatırlarsam kurtuluşa eriyorum. Hatırlamazsam da beynim eriyor sıkıntıdan ((:

Öykü yazmak biraz da aşk galiba benim için. Şu sıralar oldukça zorlandığım gerçeğini itiraf etmeliyim ama. Aslında öyküye tutkunum ama düzenli bir şekilde yazamıyorum. Yazmakta zorlanıyorum bu bir gerçek. Etrafta çok fazla uyaran var. Dikkatim dağılıyor. Böyle birkaç günlüğüne de olsa ormanda bir eve ya da deniz kenarında bir ve çekilsem annem ve babamdan başka kimse olmasa. Yazsam da yazsam diyorum ama olmuyor (: Olsun. Düşe kalka ilerliyoruz bakalım. Naime Erkovan nasıl yazdığını anlatırken başını ve sonunu zihninde belirleyip öyle oturuyormuş yazmaya. Bunun nasıl olduğunu anladım. Eskiden oldukça doğaçlama yazardım. Şu sıralar daha planlıyım. Bir de Tuna Lütfü Yukay öykü yazarken dikkat etmemiz gereken bir şey söylemişti. Çok saçma bulmuştum doğrusu. Ama şimdi anlıyorum. Öykünün çekirdeğini yazıyorum. Etrafına daireler çiziyorum. Önem derecesine göre halkalar artıyor ve yanlarına yazıyorum. Çok iyi oluyor. Galiba sistematik yazmaya başlıyorum. Tabii ki yazmanın esrik tarafını unutmuyorum. Açıyorum Marilyn defterimi, içimden geleni yazıyorum. Sonra taslaklar çıkartıyorum, birbirine uygun parçaları birleştiriyorum, notlar alıyorum ((: Nasıl ama? Keyiflendim bak şimdi. Gerçekten yazar adayına mı dönüşüyorum ne? ((: Ah şu iki öykümü de tamamlayabilseydim rahatlayacaktım bak... Bir de Vampirella var... Yazamıyorum ki... Hala 85 sayfadayım... Vampirella bir roman. Geçen okudum da ne kadar komik buldum başlarını. 50li sayfalara gelince değiştiğimi geliştiğimi fark ettim. Sadece 50 sayfada bu kadar değişir mi üslup, yazı... Şimdi yazsam kim bilir nasıl olur. Zaten yazıp tamamlasam sonra yeniden yazacağım :D Başlarını hiç beğenmedim ((:

Roman ve öykü. Lisede arasındaki farkları öğrenmiştim ama yazarak daha iyi anlıyorum. Ya da yazamayarak. Roman da detaylar konusunda özgürsün ama ön araştırmalar çok fazla. Ayrıntı vermek istiyorsan yanlış verme. Uydurma bir kent yazıyorsan bile mantıklı at :D Ben bir de Osmanlıyla vampirleri birleştirmeye çalıştım. Araştırma yapmam lazım yani :D Neyse. Roman için daha erken zaten.



Denemeye baktığımız zaman. Deneme derin bir zeka istiyor, Bu bir gerçek. Öykü ise daha kıvrak bir zeka istiyor. Denemede tumturaklı ve bilgin cümleler kurmak gerekirken öyküde düz cümlelerin arasına söz oyunlarını serp, yeter ((: Öykünü zor yanı, kısa ama öz olması ve de başı, ortası, sonu hiçbir mantık hatası yapmadan ilerlemek. Bir de etkileyici olmalı tabii. Öykünün daha eğlenceli olduğunu da unutmamak gerek :D Deneme düşünce yazısı, çok fazla uçarı olamazdın ama öykü öyle mi ya... İstediğin kadar saçmala, tutarsız ol. Sınır yok. Ama saçmalamanın da bir mantığı var unutma ((:

Öykülerimde derin cümleler kurmaya başlamışım galiba.
Bir Masum Mor Menekşe öyküm için bunları dedi Aydın Abim ((:




Nasıl bir yazı oldu bilemedim. İçimden geldi. Kendi kendimi motive etme çabaları galiba. Yazmam lazım da... İlham gel kanatlan yanı başıma ((:

Üzerine pembe karlar yağmış bir öykü biliyorum
Kalemimin sıcaklığına var ihtiyacı
Ah bir de mor baykuş!
Ah bir de gamsız baykuş



Ben Seni Sevdim Mi?

Ben seni sevdim mi? 
Sevdim, kime ne 
Tuttum, ta içime oturttum seni 
Aldım, okşadım saçlarını, öptüm 
İçtim yudum yudum güzelliğini 

Ben seni sevdim mi? Sevdim elbette 
Bendeydi özlemlerin en korkuncu 
Çıldırırdım sen ne kadar uzaksan, 
Aşk değil, hiç doymayan bir şeydi bu 

Ben seni sevdim mi? Sevdim doğrusu 
Sevdikçe tamamlandım, bütünlendim 
Biri vardı ağlayan gecelerce 
Biri vardı sana tutkun; o bendim 

Ben seni sevdim mi? Sevdim en büyük 
En solmayan güller açtı içimde 
Ömrümü değerli kılan bir şeydin 
Sen benim bozbulanık gençliğimde 

Ben seni sevdim mi? Sevdim, öyle ya 
Bir çizgiye vardım seninle beraber 
Ve bir gün orada yitirdim seni 
Ben seni sevdim mi? Sevdim, ya sen beni

Ümit Yaşar Oğuzcan

28 Ağu 2013

Portakal renkli bir gün hatırlıyor musun sevgilim?

Ben yazmam yazmam yazmam sonra bir yazmaya başlarım büssürü yazarım :D Ayarım yok. Her gün yazsam yazarım bloga. Şu sıralar yazacak çok şey vardı ama yazmadım. Sözcüklerle aram iyi değildi. Blog da okumadım. Gel gitlerim oluyor öyle bazen işte. Öykü de yazmadım... Neyse. Kitap postlarım bitti. Yarın da film postu yapmayı düşünüyorum. Ama bu post ortaya karışık olacak. Her telden (:





İncir aneanemlerin evinin önünden. Babacığım benim için topladı elleriyle. İncire doydum bu yaz. Köyden eve getirince bazılarını buzluğa attık. İstanbul'a dönmeden yiyebileyim diye. Çünkü incir çok çabuk
bozuluyor.                                                    








               
                                                                                Bunlar da karahamak. Anneciğim benim için topladı elleriyle. Böğürtlen değil mi? Kırmızı meyveleri birbirine karıştırıyorum /: Bir türlü öğrenemedim.
Çok lezzetliydi. Doğal hepsi de....















Bu da karsambaç. Adana'nın yaylası Tekir'de gerçek kardan yapılmış karsambaç adında tatlı gibi bir şey işte. Meyve aromalı. Çilek, kiraz, portakal ne istersen. Sıcakta oldukça serinletici oluyor ((: Uzun zamandır gerçek kar yememiştim. Özlemişim... Toroslardan getirilen kar kütlelerini kesip rendeliyorlar (:









Kardeşler Unlu Mamüllerin acılı ekmeği. İstanbul'da en çok özlediğim lezzetlerden birisi. İstanbul'da hiç görmedim. Ben de yapıyorum çok da güzel oluyor ama bu daha bi başka işte. Biberi sonra hamuru...
Ben nasıl yapıyorum hemen anlatayım. Göz kararı her şey. Fırından 2 ya da 3 ekmek hamuru al.Küçük parçalara ayır minik yuvarlaklar yap.2 ya da 3 kuru soğanı çint. Annem çint der. Yani minik minik ince ince doğra. Bol biber salçası ekle. Kırmızı biberi de küçük küçük doğrayabilirsin. Bol yağ ekle. Biraz kuru nane, kekik. Acı olsun istiyorsan bol kırmızı biber. Sonra küncü. Yani susam. Biz susama küncü deriz bir de ev yapımı olanlar esmer olur. Hazırlar beyaz ve ben beyaz sevmiyorum. Neyse hazırladığın salçalı soğanlı sosu küçük hamur yuvarlaklarına sür. Fırında pişir. Onu da kendin ayarla fırınına göre. Yakma sakın (:





Bir de ben geçenlerde Harry Potter manyaklığı yaptım. 2günde bitirdim serinin filmini. Bir günde 5 film seyrettim. Çok güzeldi. Rüyalarımda bile Harry Potter dünyasındaydım. Özlemişim... Daha belgesellerini izleyeceğim. İstanbul'a gitmeden keyifle izlemeliyim ama çok etkileniyorum cidden. Çıkamıyorum o dünyadan...
Ben bu baykuşu çok seviyorum. Hedwig'in miniği gibi ((: Çok sevdiğim iki insanın hediyesi.









Bir de ben bu iki üründen bahsetmek istiyorum. Nivea maske. 2liydi. Birini kullandım. Sevdim galiba. Diğerini de kullanınca emin olacağım galiba (: Ve dudak koruyucu. Yaz ama poyraz esince dudaklarım kışa göre daha kötü oluyor. Hem güneş koruyucusu. Hem de renksiz. Limonatalı bir de. Sevdim bunu. Evin içindeyken bile öylesine sürüyorum ((: Blistex markalı.



Benden şimdilik bu kadar. Keyifli okumalar dilerim ((:

Not: Başlık Amelia flminden alıntı ((:

f

Yer Değiştiren Gölge


Dört çok sevilen yazar hakkında yazılan denemeleri içeriyor.

  1. Tanpınar'da Görünmeyen
  2. Kemalizmin Delisi Oğuz Atay
  3. Taşra Sıkıntısı (Yusuf Atılgan)
  4. Yazı ve Arınma (Bilge Karasu)
Ben çok sevdim hepsini de. Bir günde okudum bitti zaten. Çok keyifliydi. Denemeler nedense sıkıcı bulunuyor birçok kişi tarafından. Ama bence hiç de sıkıcı değil. Hele de yazarlarla ve roman-öykülerle ilgiliyse... Benim göremediğimi usta bir yazar ya da eleştirmen görüyor ve bana gösteriyor gibi hissederim okudukça. Okumanızı tavsiye ederim yani. Kitap hakkında daha ayrıntılı bilgi için buyrunuz...

Yer Değiştiren Gölge-Nurdan Gürbilek Metis Yayınlarından

Gog



Hayatımda okuduğum en eksantrik kitaptı diyebilirim. Bakalım daha neler okuyacağım ((: Aslında Papini'nin Kaçan Ayna'sını merak ediyorum. Bakalım. Bu sene okurum büyük ihtimal. Ali Hoca mutlaka okutur diye düşünüyorum. Gog. Bir karakter. Akıl hastanesinde yatar. Çıkar. Çok zengin. Ünlülerle, düşünürlerle, şair, yazar, bilim adamı, siyasetçi.... Birçok kişiyle görüşür ve notlar alır. Hepsi birbirinden çılgıncaydı. İroniler harikaydı. İki cildin birleşimini okudum. Yaklaşık bi 600 sayfa. İyi ki de okumuşum diyorum. Ara ara açıp okumak isteyebilirim ama İstanbul'a götürmeyeceğim elbette ((: En çok Hitler, Einstein ve Gandi ile konuşmalarını sevdim. Bernard Shaw, Picasso, Lenin ve diğerleri...

Gog-Giovanni Papini İş Bankası Yayınlarından
resim google görsellerden




Seçme Öyküler



5 öyküden oluşuyor kitap. Hepsi de cidden önemli öykülerdi. Merak ettiren olaylar ama sıkıcı bir dil. Elimde süründürdüm doğrusu /: Okuduğuma pişman değilim! İyi ki de okumuşum ama çok zor ilerledim ve çok zir bitirdim. 

Öyküler:
  1. Gizemli Yabancı
  2. Hadleyburg'u Yozlaştıran Adam
  3. Eskimo Kızın Aşk Öyküsü
  4. Calaveras Country'nin Adı Kötüye Çıkmış Sıçrayan Kurbağası
  5. 1.000.000 Sterlinlik Banknot
Son iki öyküyü hatırlamıyorum bile :D O derece sıkkınken okumuşum. Eskimo Kız en çok sevdiğim oldu. Mark Twain hayatının son dönemlerinde insanlardan nefret etmiş. Son dönem öyküleri olduğu barizdi :D Gizemli Yabancı'da özellikle insan ırkını inanılmaz derecede aşağıladı... Çıkarcı, paragöz insanlarla doluydu öyküler. Okumanızı tavsiye ederim ama yavaş yavaş okuyun ((:

Seçme Öyküler-Mark Twain İş Bankası Yayınlarından

Fotoğraf instagram hesabımdan: gebbu

Kitap ayracı İHH'nın Fıtırcanlar serisinden. Toplanan parayla Afrika'da yetimhaneler kuruldu.

Kalem Pensan Boyama Kalemi






Döşeğimde Ölürken


Bilinç akışı tekniğinin öncülerinden William Faulkner.

Heyecanla okumaya başladım. Teknik çok ilginçti. Daha önce James Joyce'un Dublinliler'ini okurken de tokat yemişe dönmüştüm. Seviyorum bilinç akışını. Ama Döşeğimde Ölürken'in taşra anlatıları beni sıktı. Yani merak ediyorum, okuyorum ama okurken sıkılıyorum. Sebebi taşrayı anlatması ve kadınların aşağılanması. Ama sonradan öğrendim roman feminizm adına ses duyurucu olmuş. Bundan memnun kaldım elbette. Farklı anlatıcılardan hikayeye bakmayı çok sevdim. Bölümlerden oluşur öykü. Her bölüm başka bir anlatıcının gözünden.
Bir de en çok Vardana'yı sevdim...
En kısa bölüm, yalnızca beş sözcükten oluşur: "My mother is a fish" ("Bir balıktır benim annem"). Ve Vardana'nın sözleridir.

Bence okumalısınız.

Döşeğimde Ölürken-William Faulkner İletişim Yayınlarından

fotoğraf instagram hesabımdan: gebbu

kitap ayracını bir arkadaşımın yardımıyla yaptım. Abimlerin nişan etiketiyle süsledim. Bana nişanlarından hatıra kaldı (((:



Yere Düşen Dualar



Ne anlatıyor bu roman? Sözcüklerle ifade edemiyorum desem. Satır aralarına sıkıştırılmış o kadar çok şey var ki! Hangi birini anlatayım. Anlatmaya kalksam da yapamam. Yani o kadar içsel, derinsel ki. Altyapı üstyapı katman katman her şey. Belki de aklım yetmiyor diye düşündüm okurken. Anladım. Ama içselleştiremedim desem. Biraz üzerine düşünmek hatta kitap hakkında aklı yeten eleştirmenlerin yazdığı yazıları okumak lazım. Ama dili öyle büyülü ki. Ama betimlemeler öyle güzel ki. Yeni yeni sözcükler öğrendim, yeni yeni metaforlar... İki bölümden oluşuyor. Ya da iki masaldan. Üzüm ve Altın. Ben Üzüm'ü daha çok sevdim neden bilmem. Daha anlaşılır olduğundan mı bilemiyorum ki. Altın da güzeldi. Sema Kaygusuz neler akıl etmiş öyle dedim durdum. Gözümün önünde canlanan hikayeyi film tadında izledim. Nutkum tutuldu. Karakterlerden söz etmeyeceğim. Ama en çok Mercan Amca'yı sevdim. Neyse neyse. Daha fazla anlatmak istemiyorum. Adamkadından da Sağgözden de kurtulduğuma mutluyum. Neyse neyse. Okuyun siz en iyisi.


Yere Düşen Dualar-Sema Kaygusuz Doğan Kitap'tan

fotoğraf instagram hesabımda: gebbu

kitap ayracı carpe diem yayınlarından
kalem faber castell

27 Ağu 2013

Bir Mum Seremonisi



Rüzgar. 
Odama doluyor. tenime değiyor.
Mumlar alevleriyle dans ediyor. 
Edepsizce belki.
Tam sönecekken yeniden alev alıyor. 
Göz kırpıyor. 'Hadi gelsene... Bak sönmedim.' 
Genç kızlığının yeni farkına varan yeni yetmeler gibi göz süzüyor. 
Rüzgar. 
Kaç kurtul. 
Rüzgar mı? 
Birazdan mumları üfleyeceğim. 
Sönecekler.
İplerinin boynu bükülecek.
Bana kızacaklar. Yanacaklar.
Ama sonra soğuyacak, yeniden donacak.
Sonra bir daha yakacağım. 
Yine aynı seremoni.
Bir daha, bir daha.
Ama sonra bir gün...


bir mum yakma seremonisinin ardından kağıda dökülenler ((:

12 Ağu 2013

Dream High

İzleyeli 1 ay oluyor ama yazması şimdi nasip oldu. Dream High. Günlerce büyüsünden kurtulamadım. Ah bir de ben spoiler veririm bilginize. Yani her şeyini anlatabilirim. Hoşlanmıyorsanız ayrıntılı bilgiden okumayınız efendim. Belki de ayrıntıya girmem bu kez. Çünkü bugünlerde pek yazı yazasım yok... Neyse. yeppudaa 'dan izleyebilirsiniz. Bu siteye aşık olabilirim :D




Yönetmen: Lee Eung-bok 
Senarist: Park Hye-ryeon 
Tür: Dram 
Kanal: KBS | Yayın tarihi: 2011/01/03
Bölüm: 16

Oyuncular:
Kim Soo Hyun - Song Sam Dong
Suzy - Go Hye Mi
Taecyeon - Hyun Si Hyuk (Jin Guk)
Ham Eun Jung - Yoon Baek Hee
Jang WooYoung - Jason
IU - Kim Pil Sook
Park Jin Young - Yang Jin Man
Bae Yong Jun - Jung Ha Myung

Konu:
Öğrencilerin sanat ve eğlence okulunda, olay ve kavgalarının diğer yüzünü anlatmaktadır. Bu dizi dans gösterileri, şarkı, oyunculuk ve eğlence sektörünün gerçek yüzünü gösteriyor. 



büyük düşün. Büyük hayal et. Hayallerinden vazgeçme. Hye Mi'nin 'Benim bir hayalim var' deyişlerini unutamıyorum. 



Ruhsuz duygusuz kız gitti yerine aşık,sevgi dolu bi kız geldi. Ben hep Jin Guk'u sevdim. Hala da seviyorum. Ah Taecyeon :D Kış çocuğu şarkısı çok güzel bayıldım ben ona... Hye Mi hissederek şarkı söylemenin keyfini çıkartıyor, belki de ilk kez. Hayır ikinci kez.Bi de küçükken yine Jin Guk'a aynı şarkıyı söylemişti ((:

Diziyi izledikten sonra başarabilirim dedim, Yeter ki çalış dedim. Hayal et dedim. İste dedim. Kendime... Gerçekten aklıma geldikçe dizi, kendime olan güvenim artıyor. Kulaklarında sorun olan Sam Dong Grammy ödülünü aldıysa diye başlamıyorum elbette. Nobel Edebiyat Ödülünde gözüm yok. Kulağa hoş geliyor ama :D Sadece bir kurgu olduğunun farkındayım ama hayalleri gerçekleştirmek için çaba sarf etmenin ve yılmamanın örneği kurgu olabilir zaten. Yani cidden çok sevdim.


Pil Suk. Aşkı için zayıfladı. Jason da o kilo aldığında bile Pil Suk'u sevmekten vazgeçmedi (:

Pil Suk'un saf sevgisini çok kıskandım açıkçası. Keşke o kadar saf ve masum olabilseydim. Ve o kadar yürekten sevebilseydim. Ve Jason. Aslında o da en baştan beri ilgi duymuş Pil Suk'a. Güzel bir aşk hikayesiydi ((:









Hye Mi ve Jin Guk'un beraber olması lazımdı. Çok ağladım Jin Guk'a. Sevdiğim erkek tipi böyle bi şi galiba. Ama işte bazen yanlış şeyler yapmadı diil. Hye Mi'ye gerçekleri vakit geçtikten sonra anlattı bir iki kez. Hye Mi bu kimselere güvenemiyor zaten...






Sonu zaten neredeyse her Kore dizisi gibi tatmin edici değildi. Yani aslında bayıldım çok güzeldi ama Sam Dong ve Hye Mi birlikteliğini göstermedi en son. Bu tabii ki benim açımdan daha iyi. Böylece benim zihnimde dizi birkaç sahne devam etti ve Hye mi&Jin Guk birlikteliği gerçekleşti :D

İşte böyle.İzleyin. Cidden. Çok güzel.





Ve Dream High grubu. Çok tatlılaaar






6 Ağu 2013

Alış mı veriş?

Zihnimde bir sürü film ve kitap yazıları varken ben yine ıvır zıvırla uğraşacağım sevgili okuyucular. Blogumu takip edenler bilirler öykü-film-kitap üzerine kurulu bir sayfadır. İç dökme yazılarımı da unutmamak lazım. Ama şimdi ben bir alışveriş yazısı yazacağım :D
Aslında birçok şey aldık. Yıllardan sonra annem ve babamla beraber gittim Carrefour'a. En son ne zaman üçleme olarak gidip yoğun bir alışveriş oldu hatırlamıyorum. Ben tek başıma gitmiştim tabi. Aylardan sonra ilk defa gidiyordum bir de Carrefour'a. Artık İstanbul'da olduğum ve iki yıldır tatillerim çok az olduğu için, Adanaya 6 aydan sonra anca gelebildiğim için /: Furkan işte bunu kastetmiştim 140karakterli yazıyla. 11 yaşımda taşınmıştık apartmana. Mahalleden sonra apartman farklıydı. Ama çok şükür öyle kimsenin birbirini tanımadığı apartmanlardan değil. Adana Koop apartmanları diye adlandırılan bizim çevredeki apartmanlar genel olarak iyi. İnsanlar birbirlerini tanıyor ama mahallenin sıcaklığı başka oluyor tabii ki ((: Ama yine de ben semtimizi çok seviyorum. İleride Adana'da yaşamak nasip olursa oturacağım semt seçeneklerinin en başında geliyor buralar ve yakın çevresi. Kuzey Adana yani ((: Bakalım hayat neler gösterecek... İşte bize Carrefour çok yakın. Sık sık alışverişe gideriz. Eskiden sadece market kısmı vardı. Sonra yavaş yavaş büyüdü. Mağazalar eklendi. Tabii ki hepsi küçük. Büyük alışveriş merkezlerindeki gibi değil. Batik ve Koton'un olması benim için harika bir durum. Batik'ten etek aldım. Su yeşili yüksek bel ve şifon. Çok güzel. Ve indirimde. 20 lira. Aslında 19.99 ((: Eski sezon ürünü olunca ve su yeşili rengi bir tane kalmış olunca 20 lira olur tabi. İstanbul'da pazarlarda da neredeyse aynı ürün 20 lira. Hiç kaçırmadım tabii ki. Ama onun fotoğrafı yok (: Çantasıyla idare edeceksiniz :P


Gördüğünüz su yeşili kurdeleli pembe cüzdan Koton'dan. Uzun zamandır yeni bir cüzdana ihtiyacım vardı. Kullandığım cüzdan çok kaba. Büyük ve lacivert. Renginden ve büyüklüğünden çok sıkıldım. Cüzdanın mıknatıslı kapama yeri de bozuk zaten. Aldığımda fark etmemişim. İki sene boyunca kullandım. Ama artık pes ettim. Küçük çantalara sığmıyor. Cüzdan çantadan büyük :D Su yeşili zaten favori rengim bu sene. Abimin nişanında giydiğim elbise de su yeşiliydi. Ve bir de ben pembeyi çok seviyorum. Biraz daha açık olanı, toz pembe. Pudra pembesi de denilebilir. Rosense ürüleri hep toz pembe kaplı ya bayılıyorum :D

Sonra bir de Mehtap tart turta kalıbı aldım. İnstagramde paylaşmıştım yaptığım tartı. Ama güzel olmadı /: Hamuru çok sertti. Bir daha denemem lazım. Ve gerçek kalıbında yapacağım inşallah ((: Mehtap ve 10tl. Fiyatı çok uygun geldi bana.

Ve yine bir Miyazaki anime filmi (: Tepedeki Ev. Dvd ve 10lira. Hemen aldım (: Bayramdan sonra izlemeyi düşünüyorum. İzleme listemde 4te kaldım /: Atak yapmalıyım artık.

Bir de Doğadan Soğuk Bitki Meyve Çayı. Kahve değil Frappe adlı yazımdan da anlayacağınız gibi yazın sıcak içeceklerden hoşlanmam. Soğuk çay, soğuk kahve tercihimdir. daRLa 'da görmüştüm çok merak etmiştim ama bir türlü alamamıştım. İftardan sonra tadına bakacağım artık (: Form limonlusunu aldım ben. Beğenirsem eve taşırım bir sürü ((:

Bayram şekeri ve çikolataları da aldık tabii ki ((: Alışveriş yazım bu kadar. Bir daha yazar mıyım bilmiyorum :D 

Fotoğrafta Marilyn'i görüyorsunuz. 2 yıldır yazacağım diyorum ama daha hazırlamadım yazısını /: Marilyn severim ben (: Büyük bir merhamet duyuyorum kendilerine. Tabii hayranlık da... Neyse neyse başka yazıya ((: