23 Ara 2013

Şimdi geçmiş mazi midir?



Şimdi geçmiş mazi midir?

Gökyüzü. Mavi. Minarenin üzerine konan kuş. O benim. Olsam yani.


Kubbe gri. Gözlerim martıların üzerinde.

Hani bir sabah uyandığımda kedi sesine benzetmiştim martı sesini. İşte o eve döndüm sırtımı. Başımı kaldırıp baksam ağlarım...


Benim parkım benim bankım. Şimdi orada başkaları oturuyor. Benim gibi hayal kurmuşlar mıdır?

Yeşile hasret İstanbul. 
Parka hasret ben. 
İhlasa hasret kalbim. 
Sevdiklerime hasret gözlerim. 
Ne gelen var ne giden... Belki de yanlış zaman. Ama peki ya özlem?...

Dedim ya. Geçmiş mazi midir, şimdi?


**Fotoğraf: Google görsellerden. Hekimoğlu Ali Paşa Camii

18 Ara 2013

Akla düşen özlem



Uzun zaman önceydi.
Tanımıyordum. Yine tanımıyorum.
Sadece özlüyorum.
Beraber değişseydik.
Beraber büyüseydik.

Merhaba.
Uzun cümleler kuramayacağım.
Mecalim yok.

Merhaba.
Yine akla özlemler düştü.
Kalbe de düşse ya.

Merhaba.
Sevilmeyen kalbim
gerçekleşme ihtimali olmayan hayallerim.


16 Kas 2013

Üzgün Bay(an)kuş


Bugün üzgünüm. O kadar üzgünüm ki bir an için yazmayı bırakmayı düşündüm. Ama sonra toparlandım hemen. Beni yıpratan söz benim gelişmem için söylendi sonuçta. Sonra dedim kendime daha çok çalış Gizem. Daha çok! Babil Kitaplığı 30kitaptan oluşuyormuş. Hepsini de okumalıyım!

27 Eki 2013

İstanbul temposuna giriş

Çarşamba günü geldim İstanbul'a. Tempolu hayat başladı yine. Kursum da başladı. Hayat güzel çiçek böcek falan filan. Kitap tanıtımları gelecek bir dahaki yazıya. Enfes kitaplar okudum. Film tanıtımları da gelecek inş diyelim :D Enfes filmler izledim...

Ayda bir kez TYB İstanbul şubesinde A.Ali Ural'ın konuşması oluyor. Bu ayki konu Edebiyatın İyileştirici Gücü üzerineydi. Edebiyat gerçekten şifa kaynağı. Müzik de öyle. Kitaplar tam bir arınma. Mesela Goethe Genç Werther'in Acılarını yazarak kendini iyileştirmiş intihar etmekten kurtarmıştır.

Deliler üzerinden yola çıkarak yazılan kitaplar da var. Mesela Gog, bir yeryüzü eleştirisidir Ali Hoca'ya göre. Ya da Don Kişot. Cervantes Don Kişot yardımıyla söyleyemediklerini söylemiştir. Don Kişot'un dudaklarını kullanmıştır.

Velhasıl, güzeldi konuşma. Bir dahakine siz de gelin (:


Sonra ben bugün dergi günlerine gittim. Ah ne güzeldi Sirkeci Tren Garı! Dergilerle ve edebiyat severlerle dolup taşmış. Ben son gününe yetiştim. Birbirinden farklı düşüncelere sahip insanların aynı çatı altında toplanması ne güzel! Hoşgörü kazansın her daim. Söyleşi Vagonu cidden çok güzeldi.



Sonra bir de bugün Eski Kafa'ya gittim. Özlemişim mekanı. Aslında bu ikinci gidişimdi. Daha çok inceleme fırsatım oldu. Çok ayrıntı vardı. Her birini fotoğraflamak isterim (: Eski Kafa'da ürünler hem organik hem lezzetli hem de farklı. Siz hiç Reyhanlı Sakızlı Muhallebi yediniz mi? :D Tavsiyedir. At Pazarında. Yol tarifi için internetten numarasını alıp arayabilirsiniz.

Benden bu kadar haber bildirme yeterli galiba (: Okumaya, gezmeye, izlemeye devam.

Edebiyat ve sanat her daim bizimle olsun...

18 Eki 2013

Adana'da kısacık bir turistik gezi

İyi bayramlaaaaaar-olmuştur inşallah herkese (: Pek buralarda olamadım. Yoğundum. Güzel bir bayramdı. İlk kez bu kadar çok gezdik. Abimin nişanlısı sayesinde oldu her şey tabii ki. Adana'ya ilk defa gelen birisini güzelcene gezdirmek lazım ama değil mi (:

Benim bir de sözüm vardı kendi kendime. Adana'yı turist gibi gezeceğim ve blogda anlatacağım diye. Birazcık yapcam onu şimdi. Fotoğraflar Hande Abla'nın çekiminden. Hatta ilk fotoğraf uçaktan çekim olsun (:


Çok güzel yakalamışlar ama di mi.

***

Diğer fotoğrafı anlatayım biraz. Adana'nın Karaisalı ilçesini geçince Kapıkaya köyü var. Toroslarla çevrili. Torosları su kaynağı ikiye ayırmış. Köylüler 'Kapız' derler bu doğa harikasına. Resmi adı Kapıkaya Kanyonu. 


Bol bol fotoğraf çekildik. Yürüdük biraz. Su çok güzel gözüküyordu. Balık tutarlar burada. Mangal yapmaya gelirler. Genelde Karaisalılar bilir. Gizli kalmış güzelliklerden birisi.

***


Ve bu köprü. Varda Köprüsü. Alman Köprüsü ya da Koca Köprü de denir. Tarihçesi şöyle:

Alman Köprüsü, Berlin-Bağdat Demiryolu tarihteki ipekyolunun yerini alacak Batı ile Doğu'nun önemli köprüsü olarak 1900'lü yılların başında Almanlar tarafından yapıldı. 1888 Yılında Osmanlı İmparatorluğu'ndan Sultan 2. Abdülhamit ile Almanya Kralı Kaizer Willheim II tarafından yapılan anlaşmayla, Bağdat demiryolu inşaatı Almanlara verildi. Alman Deustche Bank'ın ayırdığı krediyle 15 yılda tamamlanan demiryolunun en zor kısmı toroslarda ortaya çıktı.

1888 yılında II. Abdulhamit ile Alman İmparatoru Kaiser Willhem tarafından imzalanan sözleşmeyle Haydarpaşa'dan Bağdat-Halep-Şam'a kadar demiryolu ağı kurulması öngörüldü. Bu projeyle, Osmanlı'nın asker, eşya ve yolcu taşıması, Almanların da ihtiyaç duyduğu petrol kaynaklarına ulaşması planlandı. Haydarpaşa'dan Eskişehir, Konya, Ereğli, Pozantı, Adana güzergahını izleyen Bağdat Tren Hattı'nın en önemli ve zor geçiş noktası olan Belemedik bölgesinde, 1905 yılında Almanlar tarafından 12 kilometre uzunluğunda, 22 tünel açıldı.



Projenin yapımı süresince Belemedik tren istasyonunda o yıllarda binlerce Alman ve Türk görev yaptı. Bölgede çalışmalarını sürdüren Almanlar adeta bir kasaba oluşturdular; hastane, kilise, okul, sinema ve hatta cami inşa ettiler. Bağdat Tren Hattı'nın bu zorlu aşamasını yıllar süren çalışma sonucu başarıyla tamamlayan Almanlar, Belemedik'teki yüksek bir kesimde bulunan 3 bin 700 metrekarelik alanda mezarlık oluşturarak, buraya hayatını kaybeden vatandaşlarını defnettiler. Bu çalışmalar kapsamında keskin bir vadinin iki ucunu birbirine bağlayarak ulaşımı daha risksiz ve kolay hale getirmek için 200 metre uzunluk ve 99 metre yüksekliğiyle abidevi bir görünüme sahip (bugün Alman Köprüsü diye bilinen) Varda Köprüsü de inşa edilmiş oldu. Alman Köprüsü civarında bugün araç ulaşımı için kullanılan arka arkaya iki tünel ve bugün kullanılmayan köprü ayakları bulunur. Varda Köprüsü'nün inşasından önce geçiş için kullanılan ancak "U" şeklindeki formu nedeniyle bir trenin geçişinde yüksek risk oluşturan bu eski yol, vadinin direkt olarak geçilmesine imkan sağlayan Alman Köprüsü'nün inşaatı tamamlandıktan sonra kullanımdan kaldırılmıştır.

James Bond film çekimlerinin yapıldığı köprü burası işte. Bizim köye çok yakın ama bir türlü gidememiştik. Köy halkı buralara piknik yapmaya gelir. Havası inanılmaz temiz. Bayramda Adana çok sıcaktı. Bizim köyde, Bucak Köyü, çok sıcaklamıştık. Hacıkırı Köyü civarına gelince hava serinledi, üşüdük. Bu güzel manzarayı sıkma-çay eşliğinde izledik: Küçük bir mekan oluşturmuşlar Hacıkırı köyünden bir aile. Sıkma-ayran-çay satıyorlar. Buzdolapları yok. Elektrik, su hiçbir şey yok. Köyden su depoları yapıp getiriyorlarmış. Ama güzel bir bina yapacaklarmış oraya. Yapsalar harika olur. Manzara, hava çok güzel. Tepeye kurmuşlar. Diğer tarafın fotoğrafın olsaydı harika manzarayı görürdünüz. Ormana ve tarlalara tepeden bakıyorsunuz ve gökyüzü masmaviydi.

***



Burası da Seyhan Baraj Gölü. Dilberler Sekisi denen mevkide Dilberler Kafe'den gözüken manzara. Ördekler, suyun rengi, gökyüzü, ağaçlar. Çok güzeldi. Çok sevdiğim bir yerdir zaten. Lisedeyken pikniğe gelirdik (:

Dilberler Sekisi hakkında coğrafi bilgi için, bakınız.

***


Ve bu da Bici Bici. Eski Baraj'ın suyu daha mavi. Deniz gibi (: Yaz ayından çıktığımız için sular da çekilmiş, kıyı izlenimi oluşmuş zaten. Hava da sıcak. Tatlımızı yedik, ağzımızı kırmızıya boyadık ((:  Bir yerde bici bici için 'fantastik bir tatlı' demişler :D Çok hoşuma gitti bu tabir.

Gezimiz bu kadardı. Daha çok doğal güzellikleri gezdik. 2 gün vaktimiz olduğu için bu kadar oldu. Başka bir zaman da tarihi mekanları gezmek lazım. Geziyorum aslında, tarihi merkezi yerlere gidiyorum ama turist gibi gezmiyorum mesele o ((:

Adana'dan sevgilerle...





12 Eki 2013

Büyük Güneş

Bu sabaha karşı 4 gibi bitirdim The Master's Sun'ı. Dizi hakkında geniş kapsamlı bir yazı yazmayacağım. Direkt size link vereyim Nabrut ve Yaşam blogundan bakın. Bu yazının üstüne bir yazı hazırlamak olmaz gibi ((: http://nabrutvebiz.blogspot.com/2013/10/masters-sun-2013-kore-dizisi-replikleri.html Çok beğendiğim bloglardandır kendileri.


İlk defa izlediğim oyunculardı. Su Jı Sub'un mimikleri süperdi. Gojo'ları.

Yazılarımda bahsedeceğim karakterler, aşklar gördüm.


Bu adamın bakışları hep mi hüzünlü? /:


İtiraf ediyorum. Sürekli salak, gıcık dedim izlerken ikisine de. Sonra Başkan'a 'ay cnm yaaa. tatlım beniiim' dedim. Çok güldüm başlarda. Annemler de bana güldü. Sonra çok ağladım ama. Gece özellikle. Sessiz ağlamak ne zormuş :D



Pek sevgili Sığınak. Ben de sığınak, liman, yerin altında bir depo filan istiyorum :D


Çok tatlılar kiiii. Bu adam hep böyle uyuyor ve uyanıyor. Ne titiz :D


Yapışkan kız ((: Ama çok tatlııııı


En sevdiğim hayalet. Aslında hayalet değilmiş de uyanmayan bir çocukmuş. Sınavdan kaçıyormuş :D Ve kahve manyağı ((: Tae Yang'in ofisine Kingdom'daki hayaletleri toplayıp çay içtikleri sahneler müsmükemmeldi ((:


Hihi. Tae Yang'in içine köpecik girmiş. Sonra da kedi girmişti. Ama en güzeli Fransız kadının girmesiydi, final bölümünde. Mmmm şeeey. Yalnızca bir dizi ama di mi ((:


Cidden çılgın ahjumma :D Gong Shil'e karısı Bang Shil dediği için Bang Shil demesi çok tatlıydı. Sonra Başkan'ın hafızasını kaybettiği süreçte Başkan tarafında olması da güzeldi. Açıkçası hep karısını aldatmasını bekledim ama aldatmadı :D


Bu çocuklar ne tatlıydı yahu. Sims çocukları gibi hissettim bazı bazı onları. Tam teenage'ler :D Müsmükemmel gözükmüyorlar mı? Melek gibiler....

***

4'te bitirdim ya hani ben diziyi. Sabah 9civarı kahvaltı yapmam için zorla uyandırıldım. Sonra geri yattım. Aslında uykumu almıştım. Niye geri yattım? Hayal kurmak için. Sabaha karşı inanılmaz bir romantik komediyi bitirmişim tabii depresif takılcam :D Ben de aşık olmak istiyorum bananeeee diye diye.
Tae Yi Ryeong'un final bölümünde Kang Wo'nun gidişinden sonra yere oturup ağlaması gibi ağlamak istedim.

Bir çocuk gibi. Usagi gibi.


Ağlamadım ama. Uyudum. Hayal kurdum. Çok eğlenceliydi. Galiba bir süre aynı hayalin devamını getireceğim. Keşke bunu yazmam gereken öyküler için de yapsam. Boş anımda düşünsem düşlesem. Gece yatmadan önce sabah uyanınca. Her an.

Rüveyda dedi ki, beklemek de emek.



Ben senin ismini tarçın kokulu akide şekeri gibi tutuyorum ağzımda,damağımda,ruhumda.
Elif Şafak








6 Eki 2013

Dünya Edebiyatından Seçmeler




Kitap tanıtımları yapıyorum ama sevdiğim kitapları bir liste halinde yazmak da güzel bir fikir. Dünya edebiyatı dersimiz var bu sene. Ona binaen sadece yabancı yazarlara yönelik bir liste hazırladım.. Merak edenler buyursunlar (:


  1. Bir Yaz Gecesi Rüyası-Shakespeare
  2. Othello- Shakespeare
  3. Romeo ve Julliette- Shakespeare
  4. Macbeth- Shakespeare
  5. Tiffany'de Kahvaltı- Truman Capote
  6. Dublinliler- James Joyce
  7. Küçük Prens
  8. Faust- Goethe
  9. Genç Werther'in Acıları- Goethe
  10. Fahrenayt 451- Ray Bradbury
  11. Koku- Patrick Suskind
  12. Hay Bin Yakzan- İbn Tufeyl
  13. Simyacı- Paulo Coelho
  14. Elif- Paulo Coelho
  15. Portobello Cadısı- Paulo Coelho
  16. Mutlu Prens- Oscar Wilde
  17. Dorian Gray'in Portresi- Oscar Wilde
  18. Aşk ve Gurur- Jane Austen
  19. Deniz Feneri- Virginia Woolf
  20. Gog-Giovanni Papini
  21. İstiridye Çocuğun Hüzünlü Ölümü- Tim Burton
  22. Son Yaprak- O.Henry
  23. Beyaz Geceler- Dostoyevski
  24. Duvar- Sartre
  25. Yüzyıllık Yalnızlık- Marquez
 Şimdilik bu kadar. Okudukça yazarım yine ((: Keyifli okumalar.


Bayan Woolf'un Kuralları



İki yıl önceydi. Deli divane yazar olmak istiyorum  diye döndüm durdum. Tüyap'tan buldum bu kitabı. Ve Bayan Woolf'un Kuralları başlığı altında defterime bir şeyler yazdım. Artık bloguma da yazmalıyım (:
Virginia Woolf'u çok severim ben. Timaş bütün öykülerini çıkardı. Fuardan alacağım inş. Şimdi başlığımıza geçelim. Bakalım neler yazmışım. Ben de kuralları hatırlatmalıyım kendime.

Bayan Woolf'un Kuralları 1

  1. Sevdiğin bir yazar ya da şairle karşılıklı konuştuğunu hayal et.
  2. Çok kapsamlı oku. Tür, konu ayrımı yapma.
  3. Gününü iyi planla. Yazma saatlerin konusunda kıskanç düzeyde hassas ol.
  4. Günlük tut. Mutlaka! 15 dakika da olsa yazmaya çalış.
  5. Her zaman esin perilerinin hazır ve nazır olacağını düşünme! Yine de yaz ve yaz. Ama kendini hırpalama. (Ali Hoca uykularını bölecek kadar yazmayı önemsememizi söyler.)
  6. Günlük tutarken istediğin her şeyi yapabilirsin. Olay tasviri, betimleme, farklı tür denemeleri...
  7. Yazar ve şairlerin evlerini ziyaret et.
  8. Oz Büyücüsü'nü oku ve izle.
  9. Üslupla deney yap. Kısa bir öyküyü uzun ve dolambaçlı ifadeler kullanarak şairane bir dille yazmaya çalış.
  10. Bir öyküyü yeniden daha fazla betimlemelerle yaz.
  11. Yürümeye önem ver ki yürüyüş esnasında bir hikaye çıkabilir ortaya. Yürüdükten sonra 10 dakikanı izlenimlerini yazmaya ayır.
  12. İnsanları izle ve onların yaşamları, geçmişleri hakkında hayaller kur.
  13. Deneme uzun cümlelerden hoşlanmaz ama şiirselliği sever.
  14. Okuduğun kitaplar hakkında denemeler yaz.
  15. Shakespeare oku!
  16. Bazı değerli kitapları oku. Sonra onlar gibi yazmaya çalış.
  17. Sevdiğin bir kitaptan faydalan. Okuma sürecin üzerine yaz. Kapağını tasvir et. Çağırışımları yaz.
  18. Olumsuz özelliklerini sırala ve bir karaktere bu özelliklerinden ekleyerek öykü yaz.
  19. Hatırlayabildiğin ilk anını yaz.
  20. 30 yaşına gelmeden hiçbir şey yayınlatma! (Eğer yayınlarsanız özgürlüğünüz kısıtlanır. İnsanların fikirlerini önemsemeye başlarsınız. Onlar için onlardan iyi şeyler duymak için yazmaya başlarsınız.)
  21. Halka açık bir mekanı tasvir et. Şiirsel gelmediği için yazmamazlık etmez.
  22. Etrafını iyi izle, incele, hisset. Gözlem gücü önemli. Yazarlık ayrıntılarda gizli. Anla ve kaydet.
  23. Bir yazarın görevi bir şeyi alıp onu yirmi farklı şekilde sunmaktır.
  24. Diyalogları az kullan.
  25. İlgi görmesen de yazmaya devam et.
  26. Gerçek olanın önemli olduğu yerde hayali olanı yazmayı tercih ederim.
  27. Bir defter oluşturabilirsin. İnsanları tasvir edebileceğin. Her hafta 10 kişiyi anlatabilirsin.
  28. Çelişki içinde olan iki karakter üzerinden yola çıkarak öykü yaz. Ama hiç diyalog olmasın. Sadece tasvir ve anlatım.
  29. İngiliz usulü tasvir: Nasıl göründüğüne ve farklılıklarına önem verme. Fransız usulü tasvir: sınıfsal yer ve konum. Rus usulü tasvir: ruhu didik didik incelemek.
  30. Yeniliklere açık ol. Yeni tarzlar oluşturmayı dene. Yarı şiir yarı öykü yaz mesela.
  31. Yeni fikirleri kayıt altında tutmak için günlük çok önemli. Okurken güçlü bulduğun ifade ve betimlemeleri not al, incele.
  32. İnsan karmaşa ile başlamalıdır. Masana bu alıntıyı yapıştır ve nereye gideceğini bilmesen de bir şeyler yaz. ''Unutmayın, belirsizlik yaratıcılığın en önemli parçasıdır.''
  33. Başlangıç cümlesi için karakter bir olayın tam ortasındayken olabilir. Bir karakteri doğruca önemli bir olayın ortasına yerleştir. 10 ayrı başlangıç cümlesi yaz.
  34. Henüz karakteri tanımıyor olsan bile telaşa kapılma. Zamanla tanışır, arkadaş olursunuz. Gizli, saklı bütün hislerini, düşlerini serer ortaya. Sırdaş olursunuz.
  35. Hikayenin hemen başlamasına neden olacak sorular üzerine düşün.
  36. hikayeni bir günle sınırla ve saat seslerini zamanın hissedilmeyen ancak ısrarlı akışının altını çizmek için kullan. Sabah gerilim, gün karmaşık, gece ise oluşan anlaşmazlığı bir sonuca vardır.
  37. Kaybolan veya bulunan bir eşya hakkında bir öykü yaz ve üç sahne ile sınırla. 1.sahne: eşyanın kaybedildiğinin farkındalığı 2.sahne: kayıp hakkındaki acı, karışıklık 3.sahne: obje bulunsun veya vazgeçilsin objeden
  38. Sorun listesi yap. Ve bir hikaye kur. İçlerinden birisiyle. Farklı iki karakter düşle ve aynı sorun karşısındaki tutumlarını yaz.
  39. İç ses önemli. Karakterlerin gizli dünyalarını, tasvirleri başka ağızlardan yap.
  40. Ölüleri gören bir karakter ilginç olabilir.
  41. ilk defa tanışan iki kişi hakkında skeç yaz.
  42. Karaktere yanında taşıdığı veya gördüğü(sürekli) rüyanın ne olduğunun açığa çıkmasıyla yeni bir boyut oluştur.
  43. Satır arası yazılar. Anlaşmazlık yaşayan iki karakter arasında geçen bir diyalog yaz.
  44. İki karakter. Biri yaşadığı şehri seviyor. Diğeri sevmiyor. Diyaloglarını yaz.
  45. Diyalogları azalt.
  46. Tam cümleler yerine kesik ve kısa cümleler kur.
  47. Eskiden birbirine aşık olan iki kişiyi anlat.
  48. Kız veya erkek yeğenine hitaben anne babasıyla ilgili bir yazıyı anlat.
  49. Deneme tat vermelidir. Ateşli bir şekilde inandığın bir konuda nutuk atmadan deneme yaz.
  50. Düşüncene yardımcı olacak benzetmeler kurmalısın. Fazla süsten uzak dur. 
  51. Ziyaret ettiğin bir yerle ilgili serbest bir yazı yaz.
  52. Nefret ettiğin birisinden yola çıkarak bir deneme yazısı yaz.

52 maddelik bir yazı oldu. Üzerine yazacak daha çok şey var aslında ama şimdilik bu kadar yeterli (: Çok eğlenerek okumuştum kitabı. Yeniden okumalıyım (: Siz de okuyun bence. Yazmayı düşünüyorsanız okumalısınız. Ya da sadece merak duyuyorsanız da okuyabilirsiniz. Keyifli okumalar dilerim ((:

11 Eyl 2013

Bir şeyler almıştımdı.

Yine bir alışveriş postu. Aslında baya oluyor alalı ama ben her zamanki gibi geç yazıyorum -.- Günü gününe blog yazanlardan değilim malesef. Hem üşeniyorum hem unutuyorum.

Bu ataçlar çok güzel kiii. Gratis'ten. Gitarlısı da vardı. Pembe notalar, kitap okurken kapak tasarımı düz olan kitapları eğlenceli hale getirmek için çok işime aradı. Ders çalışırken de işime yarayacaklarına inanıyorum ((:


D&R alışverişi. Farklı zamanlarda aldığım iki kitap. Ama ikisini de okumadım henüz. Halil Cibran'ı kimden duyduğumu hatırlayamıyorum. Aydın Abimden mi Müzeyyen Ablamdan mı. Cık olmuyor. Neyse. Şimdilik Adana'da bırakıyorum. Bayramda ya da ara tatilde okumayı planlıyorum.

Tekerleksiz Bisikletler'i yanımda götürüyorum. Onu okumaya başlayacağım. Merak ediyorum. Bakalım. Okuyunca yazarım.


Heeeey. Ben makyaj yapmayanlardanım demiştim. Ama Adana'da bb cream-pudra-eyeliner-maskara dörtlüsünden vazgeçemedim. İstanbul'da eyeliner ve maskaradan uzak duracağım. Ama bb kremden vazgeçemeyeceğim. Maybelline'in ününü duymuştum. Ben de çok sevdim. Yüzümde olduğunu ne ben hissediyorum ne de başkaları fark ediyor. Ama yüzümdeki sivilce lekeleri, siyah noktalar ve gözlerimin altındaki karaltılar kapandı. Kansız olduğum için -ki bu genlerimle alakalı bir durum, beslenme ya da ilaçlarla düzelmiyor- gözlerimin altı siyahtır, mordur falan filan. Çok rahatsız oluyorum bundan. Bb krem ve pudrayla daha sağlıklı görünüyorum galiba. Ya da bilmiyorum belki de kendimi öyle görmek istediğim içindir. İki ürünü de çok sevdim. Gratis'ten almıştım.


Yine Gratis'ten aldığım makyaj çantası.İçine aldığı kadar doldurdum takılar,iğneler, kutular filan. Valizime de koydum. Oh iyi oldu. (:



Ben şu an bir yandan valiz hazırlıyorum bir yandan buraya yazı hazırlıyorum. Yarın yolcuyuz. İstanbul'a....

8 Eyl 2013

Kalem Kasemi


KALEM KASEMİ


‘‘ Dede! Bu kalem…’’
Eymen’in sesiyle  yarı uykulu halinden kendine geldi yaşlı adam. Kendi el emeği sallanan sandalyesinden kalktı yavaşça. Yılların birikmişliği sırtına ve dizlerine vurmuştu. Ne oturduğu yerden kalkabiliyor ne de ayakta durabiliyordu. Bir tek şu sallanan sandalyesi rahatlatıyordu yaşlı bedenini. Geçmişin kokusuna karışan deniz kokusu değdi geçti tenine rüzgar yardımıyla. Yıllarca biriktirdiği kitaplarla çevriliydi kıymetli odasının dört duvarı. Boş kalan yerlere de serpiştirilmiş ebru ve hat sanatının birkaç nadide tabloları. Ama aralarında mütevazilik ve gösterişle harmanlanmış bir çerçeve var ki çok değerli, yaşlı adamın indinde. Altın sırmalarla işlenmiş, camı özel kesim. Odaya girince dikkatleri üzerine çeken bir çerçeve, içerisindeki ise sıradan bir hat kalemi. Kalemde birleşen bakışlar ki genç olanında merak, yaşlı olanında hüzün vardı. Yaşlı adam hüzünden umuda, torununa çevirdi bakışlarını.
‘‘ Eymen, unuttun mu yoksa? Bak şimdi, biraz daha kalsan Avrupalarda bizi de mi unutacaksın yoksa? Küçükken de sorup dururdun. Anlatırdım hikayesini, unuttun mu?’’
Şefkatle bakıyordu torunun yüzüne. Birkaç yılda çok değişmiş çok büyümüştü. Umuttu Eymen.
‘‘ Dedecim hatırlıyorum elbette ama senden dinlemeyi çok özledim.’’
Dedesine hayran bir torun Eymen. Uzakta kaldığı yıllar boyunca en çok izlediği insan. Anne ve babasını kaybedişinden sonra toparlanmasını sağlayan kanatları altına alan kişi. Kalbinde ne zaman bir fırtına çıksa dedesinin gözlerini hep üzerinde hisseder, bilgece sözlerini aklına getirir ve kurtulurdu tüm karmaşadan. Artık yetişkin bir insandı, acılar ve uzaklık Eymen’i olgunlaştırmıştı. Şimdi yaşadığı karmaşalar daha büyük oluyordu. Benlik arayışı, içsel çatışmalar ve tutunacak bir dal gereksinimi…  Dedesinin yanındaydı bu yüzden. Bilgece sözlerine aç ve muhtaç, doyurmak istiyordu ruhunu. Açtı kalbinin tüm kapılarını, dinledi o ezgili sözleri.
‘‘ Bu kalem çok özel Eymen’im. Her kalem değerlidir Hakk’ı yazdıkça. Kalemin ne kadar değerli olduğunu Kur’an-ı Kerim’de bir sûreye ad olarak verilmesinden anlayabiliriz. Kalem sûresinde bir ayete bakalım. ‘ Nûn… Andolsun kaleme ve yazdıklarına.’ Kalemi değerli yapan yazdıklarıdır elbet.  Dedemin anlattıklarına göre bu kalemi, onun da dedesine Hz.Hızır aleyhiselam vermiş. Hz.Hızır’a da Kirâmen Kâtibin armağan etmiş Rabb’in izniyle. Büyük dedemiz çok zor durumdaymış hem maddî hem manevî. Ve bir gün karşısına Hz.Hızır çıkmış. Bu kalemi uzatmış, yalnızca Hak yolunda kullanması şartıyla tüm sıkıntılarından kurtulacağını müjdelemiş. Ardından geldiği gibi bir anda gitmiş. Büyük dedemiz nasıl hat yapılacağını bilmiyormuş. Hz.Hızır’ın söyledikleri hiç aklından çıkmazmış. Bu kalemin kendisine verilmesinde bir hikmet olduğunu düşünüp kalemle yazmayı denemeye karar vermiş.  Kutsal Kitabimizin ilk mesajı ‘Oku’ yani ‘İkra’ emrini yazmış ilkin. Vira bismillah deyip başlamış ve devamı da gelmiş tüm zorluklara rağmen. Ve döneminin en iyi hattatlarından olmuş. Eymen’im bu kalem aile yadigarı olarak kalmış bizlere. Artık senindir. İstediğin zaman alabilirsin. Bu kalemle Hakk’ı yaz olur mu evlâdım? Bu kalem Allah’ın emanetidir bizlere. Kirâmen Kâtiplerinin kalemlerinin bir eşi bu unutma. Yaptığın tüm işleri bu kalem gibi bir kalem yazıyor sergüzeşt-i hayat defterine. Bu kalemle Hakk’ı yaz ve yazdığın gibi yaşa ki hayat defterinde sağ taraf kabarırken sol taraf boş kalsın. Unutma, kalem hem armağan hem emanet; hayat hem bir lütuf hem bir emanet.’’
Dedesinin son sözcüğü ‘Unutma’ olurken, Eymen gözyaşları içerisindeydi. Hayattaki kırılmaz dediği dalı, biricik dedesi sallanan sandalyesinde huzur içinde öte alemlere göçmüştü.

*GEB


7 Eyl 2013

Hayat Güzelmiş




ne yürüdük sokaklarda yan yana
ne dolaştık avare
aynı yerde uyumadık uyanmadık
hiçbir gün hiçbir kere olmadı olamadı
hayat güzelmiş-miş
çiçek açarmış-mış
dünya dönermiş-miş
kuşlar uçarmış-mış
falan filan
ne güneşe uzandık yan yana
ne yağmurda ıslandık
bir vapura atlayıp bir sabah 
hiç gittik mi bir yere 
olmadı olamadı
hayat güzelmiş
güneş doğarmış
gemiler geçermiş
yağmur yağarmış
utanmadan

Saengil Chukha hamnida!







Saengil Chukha hamnida!!

Videoyu açın ve öyle yazıya devam edin lütfen. Çok çok tatlı ki ((:

Birisi çiçeğim dediğim güzel ve manyak bir insan.
Diğer kedicik diye sevdiğim müthiş insan ((:

G'Esma ve Mervecik....

Sizi çok seviyorum! İyi ki varsınız!

Dün gece biraz rahatsızdım. Ondan 00.00'da arayamadım sizi /: İlk kutlayan olamadım. Ama olsun. Kalpler bir ya...


Merve. İstanbul'da aldığım Adana havası gibi. Karadenizli olmanız bu Adana havasını değiştirmiyor canımcım ((: Gerçekten iyi ki varsın. İstanbul'da olmasaydın zor zamanlarımda tek başıma napardım ((: Çok seviyorum seni. İhmal ettiğim zamanlar oldu ama inşallah bu sene daha çok görüşürüz ((: 


Haha G'Esma! Pozantı çıkarmamızda beklediğin buydu di mi. Hediye olarak kendimizi getirceğimizi sanmıştın velakiiiiiinnnn. İşte hediyeleeeer


Yüzük Asu'dan Esma'ya. Her yaz Asu bize yüzük hediye eder. Benimki de altın rengisi ((:

Esma, seni doğduğun için diil bizim arkadaşımız olduğun için seviyoruz :P

Sevgili okuyucu. Esmacım az buçuk bi malak. Her doğum günüsünde bizi sinir eder. Yok hediye istemem. Yok kutlama istemem. Bla bla bla. Geçen sene 7Eylül'de İstanbul'daydım. Bir şey yapamadık zaten. Bu sene de yaptırmadı. Pozantı'ya babanesinin yanına gittiğinde biz de 1 günlüğüne gittik Rüveyda ile. Esma söz verdirtti. Pasta yok mum yok balon yok hediye yok. Hediye sözünü tutamazdım. Doğum günü hediyesi diil arkadaş hediyesi hem bunlar. ((:

(Mervecik, senle hediye muhabbetine sonraya giriyorum tatlım bu arada :P)

Pozantı anısıylan ilgili post sonraya. Ben genelde sonraya dersem yazmıyorum galiba ama bakalım.

Velhasıl Mervecim doğum günün de senin yanında değilsem Esma'nın da yanında değilim. Kıskanma.

İkiniz de iyi ki doğmuşunuz, iyi ki varsınız ((:

Öpüyorum kiiiii





5 Eyl 2013

Bir Saklı Hazine



Heyecanlıyım. Bir de hüzünlü. Rüzgar ne güzel esiyor. Neyse ya. Adana'ya veda yazısı haftaya bugüne...

Şimdi başka bir yere veda yazısı olmalı. İstanbul'a gidince taşınacağım.. Paşa'dan Fatih'e... Bakalım, bu sene güzel olur çok güzel olur inşallah ((:

Ayrılmak zor geliyor. İki yılımı geçirdim oralarda. Ama bazen değişiklik güzel olur... Olur inş ((:

BT'ye derdim her defasında seni bloga yazıcam. O da derdi diyosun diyosun ama hiç yazmıyorsun. ((: Evet hiç yazmadım. Şimdi anılarımızdan bahsetmek istemiyorum. Ağlamak istemiyorum. Şu an BT ile de görüşmüyoruz. Küs değiliz ama öyle işte... Ama BT ben seni çok seviyorum... Tabi sen blogumu okumazsın ki. Bunu da görmezsin... Olsun. Seviyorum ben seni ya önemli olan bu...

Terasta yazmıştım Vampirella'yı. Aşağıda arkadaşlarım gülerken ben terasta üşüye üşüye ağlamıştım bir keresinde. Terasta kahvaltılarımız, akşam çaylarımız... Paşa Konağı'nın tatlı kızlarıydık biz ((:

Mavi apartman... Taylan... Bir Okyanus Ruhu Yalnızlık.... Gerçekten çok yalnızdım. Bir okyanus kadar... Mavi apartman salt hüzün benim için. Pek gülmedim orada. Ama Nur'u daha iyi tanıdım Mavi apartmanda. Bana İncesaz'ı sevdiren kişi. Nur, gerçekten çok realist davrandığın zamanlar oldu. İyi ki oldu. Bana çok iyi geldin. O evde sen olmasaydın belki de çok hata yapardım. Tabii bir de EsraE. Mavi apartmandaki gülen yüzümsünüz...

Gönlümün incisi, sularımın tunası. Ah ne sevdim ben orayı. BT, EsraE, unnim, HB ((: Gülümsüyorum hem de çok... Burada da var yine hüzün. Salonda çok ağlamıştım. Yeşil duvarlarını çok özlüyorum ki ((:

Yalan yok. Aynur,Zehra,Fatma Unniler benim Üç Silahşörümdü. Beni toparlayan kişiler....

Ya devreler...
Devrelerden sonra en çok özleyeceğim iki kişi tıpçılarım Ebrar ve EsraE tabii ki... Beni toparlayan diğer iki kişi...

Toksöz Market. Free Store. Paşa Meydan. İnci Pastanesi. Tadım Dondurma. Murat Waffle

Pek tanıyamadığım ama sevdiğim Afranur. Kendisini yakından keşfetmeyi isterdim. Ama uzaktan da olur belki ((:

((:

Hepsini anlatmaya kalksam... Ama yapmam. Bir saklı hazinesiniz benim için...

İyi ki tanımışım hepsini. İyi ki vardınız, varsınız....

Şimdi yeni bir hikaye beni bekler. İstanbul. Neler göstereceksin bana yine ((:

30 Ağu 2013

Üzerine pembe kar yağmış bir öykü




''Sözcükler fırıl fırıl dönerken hepsi birden durdu.
Buz kesti her yan.
Göz kapaklarına gizlendi her şey.
Kurtulmanın yolu hatırlamaktı.''


Yazmak. Öykü yazmak. Öykü yazmanın ifadesi yukarıda kurduğum cümleler. Hayal ederken göz kapaklarıma gizleniyorlar. Hatırlarsam kurtuluşa eriyorum. Hatırlamazsam da beynim eriyor sıkıntıdan ((:

Öykü yazmak biraz da aşk galiba benim için. Şu sıralar oldukça zorlandığım gerçeğini itiraf etmeliyim ama. Aslında öyküye tutkunum ama düzenli bir şekilde yazamıyorum. Yazmakta zorlanıyorum bu bir gerçek. Etrafta çok fazla uyaran var. Dikkatim dağılıyor. Böyle birkaç günlüğüne de olsa ormanda bir eve ya da deniz kenarında bir ve çekilsem annem ve babamdan başka kimse olmasa. Yazsam da yazsam diyorum ama olmuyor (: Olsun. Düşe kalka ilerliyoruz bakalım. Naime Erkovan nasıl yazdığını anlatırken başını ve sonunu zihninde belirleyip öyle oturuyormuş yazmaya. Bunun nasıl olduğunu anladım. Eskiden oldukça doğaçlama yazardım. Şu sıralar daha planlıyım. Bir de Tuna Lütfü Yukay öykü yazarken dikkat etmemiz gereken bir şey söylemişti. Çok saçma bulmuştum doğrusu. Ama şimdi anlıyorum. Öykünün çekirdeğini yazıyorum. Etrafına daireler çiziyorum. Önem derecesine göre halkalar artıyor ve yanlarına yazıyorum. Çok iyi oluyor. Galiba sistematik yazmaya başlıyorum. Tabii ki yazmanın esrik tarafını unutmuyorum. Açıyorum Marilyn defterimi, içimden geleni yazıyorum. Sonra taslaklar çıkartıyorum, birbirine uygun parçaları birleştiriyorum, notlar alıyorum ((: Nasıl ama? Keyiflendim bak şimdi. Gerçekten yazar adayına mı dönüşüyorum ne? ((: Ah şu iki öykümü de tamamlayabilseydim rahatlayacaktım bak... Bir de Vampirella var... Yazamıyorum ki... Hala 85 sayfadayım... Vampirella bir roman. Geçen okudum da ne kadar komik buldum başlarını. 50li sayfalara gelince değiştiğimi geliştiğimi fark ettim. Sadece 50 sayfada bu kadar değişir mi üslup, yazı... Şimdi yazsam kim bilir nasıl olur. Zaten yazıp tamamlasam sonra yeniden yazacağım :D Başlarını hiç beğenmedim ((:

Roman ve öykü. Lisede arasındaki farkları öğrenmiştim ama yazarak daha iyi anlıyorum. Ya da yazamayarak. Roman da detaylar konusunda özgürsün ama ön araştırmalar çok fazla. Ayrıntı vermek istiyorsan yanlış verme. Uydurma bir kent yazıyorsan bile mantıklı at :D Ben bir de Osmanlıyla vampirleri birleştirmeye çalıştım. Araştırma yapmam lazım yani :D Neyse. Roman için daha erken zaten.



Denemeye baktığımız zaman. Deneme derin bir zeka istiyor, Bu bir gerçek. Öykü ise daha kıvrak bir zeka istiyor. Denemede tumturaklı ve bilgin cümleler kurmak gerekirken öyküde düz cümlelerin arasına söz oyunlarını serp, yeter ((: Öykünü zor yanı, kısa ama öz olması ve de başı, ortası, sonu hiçbir mantık hatası yapmadan ilerlemek. Bir de etkileyici olmalı tabii. Öykünün daha eğlenceli olduğunu da unutmamak gerek :D Deneme düşünce yazısı, çok fazla uçarı olamazdın ama öykü öyle mi ya... İstediğin kadar saçmala, tutarsız ol. Sınır yok. Ama saçmalamanın da bir mantığı var unutma ((:

Öykülerimde derin cümleler kurmaya başlamışım galiba.
Bir Masum Mor Menekşe öyküm için bunları dedi Aydın Abim ((:




Nasıl bir yazı oldu bilemedim. İçimden geldi. Kendi kendimi motive etme çabaları galiba. Yazmam lazım da... İlham gel kanatlan yanı başıma ((:

Üzerine pembe karlar yağmış bir öykü biliyorum
Kalemimin sıcaklığına var ihtiyacı
Ah bir de mor baykuş!
Ah bir de gamsız baykuş



Ben Seni Sevdim Mi?

Ben seni sevdim mi? 
Sevdim, kime ne 
Tuttum, ta içime oturttum seni 
Aldım, okşadım saçlarını, öptüm 
İçtim yudum yudum güzelliğini 

Ben seni sevdim mi? Sevdim elbette 
Bendeydi özlemlerin en korkuncu 
Çıldırırdım sen ne kadar uzaksan, 
Aşk değil, hiç doymayan bir şeydi bu 

Ben seni sevdim mi? Sevdim doğrusu 
Sevdikçe tamamlandım, bütünlendim 
Biri vardı ağlayan gecelerce 
Biri vardı sana tutkun; o bendim 

Ben seni sevdim mi? Sevdim en büyük 
En solmayan güller açtı içimde 
Ömrümü değerli kılan bir şeydin 
Sen benim bozbulanık gençliğimde 

Ben seni sevdim mi? Sevdim, öyle ya 
Bir çizgiye vardım seninle beraber 
Ve bir gün orada yitirdim seni 
Ben seni sevdim mi? Sevdim, ya sen beni

Ümit Yaşar Oğuzcan

28 Ağu 2013

Portakal renkli bir gün hatırlıyor musun sevgilim?

Ben yazmam yazmam yazmam sonra bir yazmaya başlarım büssürü yazarım :D Ayarım yok. Her gün yazsam yazarım bloga. Şu sıralar yazacak çok şey vardı ama yazmadım. Sözcüklerle aram iyi değildi. Blog da okumadım. Gel gitlerim oluyor öyle bazen işte. Öykü de yazmadım... Neyse. Kitap postlarım bitti. Yarın da film postu yapmayı düşünüyorum. Ama bu post ortaya karışık olacak. Her telden (:





İncir aneanemlerin evinin önünden. Babacığım benim için topladı elleriyle. İncire doydum bu yaz. Köyden eve getirince bazılarını buzluğa attık. İstanbul'a dönmeden yiyebileyim diye. Çünkü incir çok çabuk
bozuluyor.                                                    








               
                                                                                Bunlar da karahamak. Anneciğim benim için topladı elleriyle. Böğürtlen değil mi? Kırmızı meyveleri birbirine karıştırıyorum /: Bir türlü öğrenemedim.
Çok lezzetliydi. Doğal hepsi de....















Bu da karsambaç. Adana'nın yaylası Tekir'de gerçek kardan yapılmış karsambaç adında tatlı gibi bir şey işte. Meyve aromalı. Çilek, kiraz, portakal ne istersen. Sıcakta oldukça serinletici oluyor ((: Uzun zamandır gerçek kar yememiştim. Özlemişim... Toroslardan getirilen kar kütlelerini kesip rendeliyorlar (:









Kardeşler Unlu Mamüllerin acılı ekmeği. İstanbul'da en çok özlediğim lezzetlerden birisi. İstanbul'da hiç görmedim. Ben de yapıyorum çok da güzel oluyor ama bu daha bi başka işte. Biberi sonra hamuru...
Ben nasıl yapıyorum hemen anlatayım. Göz kararı her şey. Fırından 2 ya da 3 ekmek hamuru al.Küçük parçalara ayır minik yuvarlaklar yap.2 ya da 3 kuru soğanı çint. Annem çint der. Yani minik minik ince ince doğra. Bol biber salçası ekle. Kırmızı biberi de küçük küçük doğrayabilirsin. Bol yağ ekle. Biraz kuru nane, kekik. Acı olsun istiyorsan bol kırmızı biber. Sonra küncü. Yani susam. Biz susama küncü deriz bir de ev yapımı olanlar esmer olur. Hazırlar beyaz ve ben beyaz sevmiyorum. Neyse hazırladığın salçalı soğanlı sosu küçük hamur yuvarlaklarına sür. Fırında pişir. Onu da kendin ayarla fırınına göre. Yakma sakın (:





Bir de ben geçenlerde Harry Potter manyaklığı yaptım. 2günde bitirdim serinin filmini. Bir günde 5 film seyrettim. Çok güzeldi. Rüyalarımda bile Harry Potter dünyasındaydım. Özlemişim... Daha belgesellerini izleyeceğim. İstanbul'a gitmeden keyifle izlemeliyim ama çok etkileniyorum cidden. Çıkamıyorum o dünyadan...
Ben bu baykuşu çok seviyorum. Hedwig'in miniği gibi ((: Çok sevdiğim iki insanın hediyesi.









Bir de ben bu iki üründen bahsetmek istiyorum. Nivea maske. 2liydi. Birini kullandım. Sevdim galiba. Diğerini de kullanınca emin olacağım galiba (: Ve dudak koruyucu. Yaz ama poyraz esince dudaklarım kışa göre daha kötü oluyor. Hem güneş koruyucusu. Hem de renksiz. Limonatalı bir de. Sevdim bunu. Evin içindeyken bile öylesine sürüyorum ((: Blistex markalı.



Benden şimdilik bu kadar. Keyifli okumalar dilerim ((:

Not: Başlık Amelia flminden alıntı ((:

f

Yer Değiştiren Gölge


Dört çok sevilen yazar hakkında yazılan denemeleri içeriyor.

  1. Tanpınar'da Görünmeyen
  2. Kemalizmin Delisi Oğuz Atay
  3. Taşra Sıkıntısı (Yusuf Atılgan)
  4. Yazı ve Arınma (Bilge Karasu)
Ben çok sevdim hepsini de. Bir günde okudum bitti zaten. Çok keyifliydi. Denemeler nedense sıkıcı bulunuyor birçok kişi tarafından. Ama bence hiç de sıkıcı değil. Hele de yazarlarla ve roman-öykülerle ilgiliyse... Benim göremediğimi usta bir yazar ya da eleştirmen görüyor ve bana gösteriyor gibi hissederim okudukça. Okumanızı tavsiye ederim yani. Kitap hakkında daha ayrıntılı bilgi için buyrunuz...

Yer Değiştiren Gölge-Nurdan Gürbilek Metis Yayınlarından

Gog



Hayatımda okuduğum en eksantrik kitaptı diyebilirim. Bakalım daha neler okuyacağım ((: Aslında Papini'nin Kaçan Ayna'sını merak ediyorum. Bakalım. Bu sene okurum büyük ihtimal. Ali Hoca mutlaka okutur diye düşünüyorum. Gog. Bir karakter. Akıl hastanesinde yatar. Çıkar. Çok zengin. Ünlülerle, düşünürlerle, şair, yazar, bilim adamı, siyasetçi.... Birçok kişiyle görüşür ve notlar alır. Hepsi birbirinden çılgıncaydı. İroniler harikaydı. İki cildin birleşimini okudum. Yaklaşık bi 600 sayfa. İyi ki de okumuşum diyorum. Ara ara açıp okumak isteyebilirim ama İstanbul'a götürmeyeceğim elbette ((: En çok Hitler, Einstein ve Gandi ile konuşmalarını sevdim. Bernard Shaw, Picasso, Lenin ve diğerleri...

Gog-Giovanni Papini İş Bankası Yayınlarından
resim google görsellerden




Seçme Öyküler



5 öyküden oluşuyor kitap. Hepsi de cidden önemli öykülerdi. Merak ettiren olaylar ama sıkıcı bir dil. Elimde süründürdüm doğrusu /: Okuduğuma pişman değilim! İyi ki de okumuşum ama çok zor ilerledim ve çok zir bitirdim. 

Öyküler:
  1. Gizemli Yabancı
  2. Hadleyburg'u Yozlaştıran Adam
  3. Eskimo Kızın Aşk Öyküsü
  4. Calaveras Country'nin Adı Kötüye Çıkmış Sıçrayan Kurbağası
  5. 1.000.000 Sterlinlik Banknot
Son iki öyküyü hatırlamıyorum bile :D O derece sıkkınken okumuşum. Eskimo Kız en çok sevdiğim oldu. Mark Twain hayatının son dönemlerinde insanlardan nefret etmiş. Son dönem öyküleri olduğu barizdi :D Gizemli Yabancı'da özellikle insan ırkını inanılmaz derecede aşağıladı... Çıkarcı, paragöz insanlarla doluydu öyküler. Okumanızı tavsiye ederim ama yavaş yavaş okuyun ((:

Seçme Öyküler-Mark Twain İş Bankası Yayınlarından

Fotoğraf instagram hesabımdan: gebbu

Kitap ayracı İHH'nın Fıtırcanlar serisinden. Toplanan parayla Afrika'da yetimhaneler kuruldu.

Kalem Pensan Boyama Kalemi






Döşeğimde Ölürken


Bilinç akışı tekniğinin öncülerinden William Faulkner.

Heyecanla okumaya başladım. Teknik çok ilginçti. Daha önce James Joyce'un Dublinliler'ini okurken de tokat yemişe dönmüştüm. Seviyorum bilinç akışını. Ama Döşeğimde Ölürken'in taşra anlatıları beni sıktı. Yani merak ediyorum, okuyorum ama okurken sıkılıyorum. Sebebi taşrayı anlatması ve kadınların aşağılanması. Ama sonradan öğrendim roman feminizm adına ses duyurucu olmuş. Bundan memnun kaldım elbette. Farklı anlatıcılardan hikayeye bakmayı çok sevdim. Bölümlerden oluşur öykü. Her bölüm başka bir anlatıcının gözünden.
Bir de en çok Vardana'yı sevdim...
En kısa bölüm, yalnızca beş sözcükten oluşur: "My mother is a fish" ("Bir balıktır benim annem"). Ve Vardana'nın sözleridir.

Bence okumalısınız.

Döşeğimde Ölürken-William Faulkner İletişim Yayınlarından

fotoğraf instagram hesabımdan: gebbu

kitap ayracını bir arkadaşımın yardımıyla yaptım. Abimlerin nişan etiketiyle süsledim. Bana nişanlarından hatıra kaldı (((:



Yere Düşen Dualar



Ne anlatıyor bu roman? Sözcüklerle ifade edemiyorum desem. Satır aralarına sıkıştırılmış o kadar çok şey var ki! Hangi birini anlatayım. Anlatmaya kalksam da yapamam. Yani o kadar içsel, derinsel ki. Altyapı üstyapı katman katman her şey. Belki de aklım yetmiyor diye düşündüm okurken. Anladım. Ama içselleştiremedim desem. Biraz üzerine düşünmek hatta kitap hakkında aklı yeten eleştirmenlerin yazdığı yazıları okumak lazım. Ama dili öyle büyülü ki. Ama betimlemeler öyle güzel ki. Yeni yeni sözcükler öğrendim, yeni yeni metaforlar... İki bölümden oluşuyor. Ya da iki masaldan. Üzüm ve Altın. Ben Üzüm'ü daha çok sevdim neden bilmem. Daha anlaşılır olduğundan mı bilemiyorum ki. Altın da güzeldi. Sema Kaygusuz neler akıl etmiş öyle dedim durdum. Gözümün önünde canlanan hikayeyi film tadında izledim. Nutkum tutuldu. Karakterlerden söz etmeyeceğim. Ama en çok Mercan Amca'yı sevdim. Neyse neyse. Daha fazla anlatmak istemiyorum. Adamkadından da Sağgözden de kurtulduğuma mutluyum. Neyse neyse. Okuyun siz en iyisi.


Yere Düşen Dualar-Sema Kaygusuz Doğan Kitap'tan

fotoğraf instagram hesabımda: gebbu

kitap ayracı carpe diem yayınlarından
kalem faber castell