11 Ara 2012

Ara...




Uzun bir aradan sonra yine buradayım. Aslında çok uzun değil de işte bana öyle geliyor. Yoğun bir insan oldum çıktım yahu. Bir sürü kitap okuduuuum (: Yazı da yazdım. Kurs güzel gidiyor. Ali Hoca yazılarıma 'Fena değil' demeye başladı ((:

Çok zormuş ya buradan ayrı kalmak. Neyse. Dönüşüm muhteşem olacak. Okuduğum kitapları sayayım hemen.

Ahmet Haşim- Bize Göre, Frankfurt Seyahatnamesi
Refik Halit- Gurbet Hikayeleri
Oğuz Atay- Korkuyu Beklerken
Peyami Safa- Bir Tereddüdün Romanı

Okuduğum başka kitaplar da var. Onları da ayrı yazarım. Şimdi biraz da yazılarıma yer vereyim, kurs yazılarıma. Kısa demeyin lütfen. Ali Hoca kısa istiyor.


***

Yeni eldivenlerini büyük bir hevesle ellerine geçirmişti. Havalar birden soğumuştu. Alışamamıştı güneşsiz geçen günlere. Yanında şemsiye taşımayı sevmezdi ama yağmurdan korunmak zorundaydı. Hasta olmamak için zencefil çayı ve şekeri deposu yapmıştı. Arkadaşları fazla hassas hatta evhamlı olduğunu söylerdi. Önlem almanın neresi evhamdı? Surların etrafından dolanmaktan hoşlanmazdı fakat en kısa yol burasıydı. Çiçek atan tuhaf kadınlar görürdü burada. Giysileri hep incecikti. Ayaklarında da botları olmazdı. Hasta olmaz mıydı bu insanlar? Bazı geceler rüyalarına girerdi bu çiçekçi kadınlar. Hasta olmuş yorgan döşek yatarken kendisine çorba yapıp ıhlamur çayı içirirlerdi. Gülümsedi. Çiçekçi kadınlardan en pahalı buketi alıp rüyası için teşekkür etti.

***




Pencereyi açtı. Soğuk hava tenine değince rahatladı. Karanlık odayı ince bir ay ışığı aydınlatıyordu. Kanepeye zorlukla oturup el yordamıyla sehpanın üzerindeki tarçınlı akide şekerlerine ulaştı. Damağına yayılan tat hüzündü. Akide şekeri çocukluğunu hatırlatırken tarçın gençliğini anımsattı. Gençliğini anlamlandıran tarçın kokuluyu… Sol bileğine gitti eli istemsizce. Jilet izlerinin arasında bir harf. Harfin üzerinde gezinen parmakları sanki kahverengi saçlar üzerindeydi. Yıpranmış bir defter aldı eline. Yıllar öncesinin tarihi atılmış sayfalar üzerindeydi bu kez parmakları. Kendisine, defterdeki boş sayfaları doldurmasını salık veren cümleye takıldı gözleri. Boş bir sayfa açtı ve uzun bir süre sayfaya baktı. Gülümsedi. Aklından geçen kâğıda dökülemeyen sözcüklerdi yüzünü gülümseten:
Göğsümdeki tarçın renkli kuş
Uç, göklere uç
Af dile, af dile…

***



Küçük bir kız vardı. Elleri küçücük olan; kızıl saçlı, yeşil gözlü tatlı bir kızdı. Bu kızın en çok sevdiği zamanlar, gece yatağına uzanıp hayal kurduğu anlardı.Hayal kurrmadan uykuya geçemezdi. Bunun sebebi, ona masal anlatan kimsenin olmayışıydı. Annesi her zaman hasta olurdu, babası ise ilgisiz. Annesi fakirlikten yakınırdı, babası hep suskun. Küçük evlerinde mutluluk ve mutsuzluk arasında bir hayat sürerlerdi.Annesinin işinin başından aşkın olduğu bir sabahtı yine. Küçük kız bağıra çağıra şarkı söyleyerek aynanın karşısında saçını tarıyordu. En sevdiği yanı, saçlarıydı. Küçük olmasına küçüktü ama saçların bir kız için her şeyden değerli olduğunu çoktan anlamıştı. Saçlarına bakınca gülümsedi.Sevdi saçlarını, hep severdi zaten. Aklına bir şeyler gelmiş gibi muzipçe bir tebessüm yayıldı yüzüne. Annesinin arkasından bağırmasına aldırmadan yoruluncaya kadar koştu da koştu. Dere kenarına geldiğinde durakladı.Yeni taşlar bulması gerekiyordu. Yeni, bir sürü, rengarenk taşlar. Güzel taşların hepsi onun olmalıydı.  Ayaklarının değmesiyle su hareketlendi. Kız sinirlendikçe su coştu. Küçük bedeni bu hareketliliğe daha fazla dayanamayıp düştü. En kıymetlisi olan kırmızı taş cebinden kaydı, büyük bir kayaya çarpıp ikiye ayrıldıktan sonra akıntıya kapılıp kayboldu. Dere, taşın kaybolmasıyla sakinleşti. Taşın ardından bakan kız  derin bir nefes aldı. Gerçekten en kıymetlisi gitmiş miydi? Kalbinde bir nefret dalgası kapardı. Bedenindeki bütün pis kan kalbine toplandı ve nefrete dönüştü. Bedenindeki bütün sıcaklık hareketlendi ve gözlerinde ateş haline geldi.Elleri ayakları birer buz, kalbi ve gözleri birer alev. Bir çığlık attı ki yer korktu, gök korktu. Şimşekler çaktı, yer sallandı. Kız, sudaki yansımasına bakınca gözlerinde birbirinin içine girmiş alevleri gördü. Sahip olduğu, gerçekten ona ait olan tek şey, o taş.Ve gitmişti artık, yok olmuştu.

***

Art arda üç yazımı sıraladım. Gelişme var mı yok mu siz karar verin lütfen ((:


2 yorum:

  1. Ufak yazılar da olsa kişinin yazım tarzını ortaya koymaya yetiyor..
    Içten ve okunası yazıların ilerledikçe kıvamı daha da artıyor gibi:)

    YanıtlaSil
  2. Ali Ural yüzünden kısa yazmaya alıştım :D ama olgunlaşsın da kısa olsun (: az ve öz. teşekkür ederim yorumun için (:

    YanıtlaSil