20 Eki 2012

Yalnız Bir Opera


  YALNIZ BİR OPERA


Ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda 
Yorgun, kirli ve umutsuz geçmişim 
Oysa bilmediğin bir şey vardı sevgilim 
Ben sende bütün aşklarımı temize çektim 

İmrendiğin, öfkelendiğin 
Kızdığın ya da kıskandığın diyelim 
Yani yaşamışlık sandığın 
Geçmişim 
Dile dökülmeyenin tenhalığında 
Kaçırılan bakışlarda 
Gündeliğin başıboş ayrıntılarında 
Zaman zaman geri tepip duruyordu. 
Ve elbet üzerinde durulmuyordu. 
Sense kendini hala hayatımdaki herhangi biri sanıyordun, 
Biraz daha fazla sevdiğim, biraz daha önem verdiğim. 
Başlangıçta doğruydu belki. 
Sıradan bir serüven, rastgele bir ilişki gibi başlayıp, 
Günden güne hayatıma yayılan, varlığımı ele geçiren, 
Büyüyüp kök salan bir aşka bedellendin. 
Ve hala bilmiyordun sevgilim 
Ben sende bütün aşklarımı temize çektim 
Anladığındaysa yapacak tek şey kalmıştı sana 
Bütün kazananlar gibi 
Terk ettin. 

Yaz başıydı gittiğinde, ardından, 
Senin için üç lirik parca yazmaya karar vermistim. 
Kimsesiz bir yazdı. Yoktun. Kimsesizdim. 
Çıkılmış bir yolun ilk durağında bir mevsim bekledim durdum. 
Çünkü ben aşkın bütün çağlarından geliyordum. 
Sanırım lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu 
Yüzündeki kuşkun kedere, gür kirpiklerinin altından 
Kısık lambalar gibi ışıyan gözlerine 
Çerçevesine sığmayan 
Munis, sokulgan, hüzünlü resimlerine 
Lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu. 

Yaz başıydı gittiğinde. Sersemletici bir rüzgar gibi geçmişti Mayıs. 
Seni bir şiire düşündükçe 
Kanat gibi, tüy gibi, dokunmak gibi 
Ucucu ve yumuşak şeyler geliyordu aklıma. 
Önceki şiirlerimde hiç kullanmadığım bu sözcük 
Usulca düşüyordu bir kağıt aklığına, 
Belkide ilk kez giriyordu yazdıklarıma, hayatıma. 
Yaz başıydı gittiğinde. Bir aşkın ilk günleriydi daha. 
Aşk mıydı, değil miydi? Bunu o günler kim bilebilirdi? 
'Eylül'de aynı yerde ve aynı insan olmamı isteyen' notunu buldum kapımda. 
Altına saat: 16.00 diye yazmıştın, ve 16.04'tü onu bulduğumda. 
Daha o gün anlamalıydım bu ilişkinin yazgısını 
Takvim tutmazlığını 
Aramızda bir düşman gibi duran zamanı 
Daha o gün anlamalıydım 
Benim sana erken 
Senin bana geç kaldığını. 

Gittin. Koca bir yaz girdi aramıza. Yaz ve getirdikleri. 
Döndüğünde eksik, noksan bir şeyler başlamıştı. 
Sanki yaz, birbirimizi görmediğimiz o üç ay, 
Alıp götürmüştü bir şeyleri hayatımızdan, olmamıştı, eksik kalmıstı. 
Kırılmış bir şeyi onarır gibi başladık yarım kalmış arkadaşlığımıza. 
Adımlarımız tutuk, yüreğimiz çekingen, körler gibi tutunuyor, dilsizler gibi 
bakışıyorduk. 
Sanki ufacık bir şey olsa birbirimizden kaçacaktık. 
Fotoromansız, trüksüz, hilesiz, klişesiz bir beraberlikti bizimki. 
Zamanla gözlerimiz açıldı, dilimiz çözüldü güvenle ilerledik birbirimize. 
Gittin. Şimdi bir mevsim değil, koca bir hayat girdi aramıza. 
Biliyorum ne sen dönebilirsin artık, ne de ben kapıyı açabilirim sana. 
Şimdi biz neyiz biliyor musun? 
Akıp giden zamana göz kırpan yorgun yıldızlar gibiyiz. 
Birbirine uzanamayan 
Boşlukta iki yalnız yıldız gibi 
Acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruz 
Bir zaman sonra batık bir aşktan geriye kalan iki enkaz olacağız yalnızca 
Kendi denizlerimizde sessiz sedasız boğulacağız 
Ne kalacak bizden? 
Bir mektup, bir kart, birkaç satır ve benim şu kırık dökük şiirim 
Sessizce alacak yerini nesnelerin dünyasında 
Ne kalacak geriye savrulmuş günlerimizden 
Bizden diyorum, ikimizden 
Ne kalacak? 

Şimdi biz neyiz biliyor musun? 
Yıkıntılar arasında yakınlarını arayan öksüz savaş çocukları gibiyiz. 
Umut ve korkunun hiçbir anlam taşımadığı bir dünyada 
Bir şey bulduğunda neyi, ne yapacağını bilmeyen çocuklar gibi 
Ve elbet biz de bu aşkta büyüyecek 
Her şeyi bir başka aşka erteleyeceğiz. 

Kış başlıyor sevgilim 
Hoşnutsuzluğumun kışı başlıyor 
Bir yaz daha geçti hiçbir şey anlamadan 
Oysa yapacak ne çok şey vardı 
Ve ne kadar az zaman 
Kış başlıyor sevgilim 
İyi bak kendine 
Gözlerindeki usul şefkati 
Teslim etme kimseye, hiçbir şeye 
Upuzun bir kış başlıyor sevgilim 
Ayrılığımızın kışı başlıyor 
Giriyoruz kara ve soğuk bir mevsime. 

Kitaplara sarılmak, dostlarla konuşmak, 
Yazıya oturup sonu gelmeyen cümleler kurmak, 
Camdan dışarı bakıp puslu şarkılar mırıldanmak.... 
Böyle zamanlarda her şey birbirinin yerini alır 
Çünkü her şey bir o kadar anlamsızdır 
İçimizdeki ıssızlığı dolduramaz hiçbir oyun 
Para etmez kendimizi avutmak için bulduğumuz numaralar 
Bir aşkı yaşatan ayrıntları nereye saklayacağınızı bilemezsiniz 
Çıplak bir yara gibi sızlar paylastığımız anlar, 
Eşyalar gözünüzün önünde durur birlikte yarattığınız alışkanlıklar 
Korkarsınız sözcüklerden, sessizlikten de; bakamazsınız aynalara, 
Çağrışımlarla ödeşemezsiniz. 

Dışarda hayat düşmandır size 
İçeride odalara sığamazken siz, kendiniz 
Bir ayrılığın ilk günleridir daha 
Her şey asılı kalmıştır bitkisel bir yalnızlıkta 
Gün boyu hiçbir şey yapmadan oturup 
Kulak verdiğiniz saat tiktakları 
Kaplar tekin olmayan göğümüzü 
Geçici bir dinginlik, düzmece bir erinç 
Suyu boşalmış bir havuz, fişten çekilmiş bir alet kadar tehlikesiz 
Bakınıp dururken duvarlara 
Boş bir çuval gibi, çalmayan bir org gibi, plastik bir çicek, 
Unutulmuş bir oyuncak, eski bir çerçeve gibi, hani, 
Unutsam eşyanın gürültüsünü, nesnelerin dünyasında 
Kendime bir yer bulsam, dediğimiz zamanlar gibi 
Kendimizin içinden yeni bir kendimiz çıkarmaya zorlandığımız anlar gibi 
Yeni bir iklime, yeni bir kente, bir tutkunluk haline, bir trafik kazasına, 
Başımıza gelmiş bir felakete, iskenceye çekilmeye, ameliyata alınmaya 
Kendimizi hazırlar gibi. 

Yani dayanmak ve katlanmak için silkelerken bütün benliğimizi 
Ama öyle sessiz baktığımız duvarlar gibi olmaya çalışırken, 
Ve kazanmış görünürken derinliğimizi 
Ne zaman ki, yeniden canlanır bağışlamasız belleğimizde 
Bir anın, yalnızca bir anın bütün bir hayatı kapladığı anlar 
O tiktaklar kadar önemsiz kalır şimdi 
Hayatımıza verdiğimiz bütün anlamlar 
Göremeseniz de, bilirsiniz 
Hiç yakın olmamışsınızdır intihara bu kadar. 

Bana zamandan söz ediyorlar 
Gelip size zamandan söz ederler 
Yaraları nasıl sardığından, ya da her şeye nasıl iyi geldiğinden. 
Zamanla ilgili bütün atasözleri gündeme gelir yeniden. 
Hepsini bilirsiniz zaten, bir işe yaramadığını bildiğiniz gibi. 
Dahası onalar da bilirler. 
Ama yine de güç verir bazı sözler, sözcükler, öyle düşünürler. 
Bittiğine kendini inandırmak, ayrılığın gerçeğine katlanmak, sırtınızdaki 
hançeri çıkartmak, Yüreğinizin unuttuğunuz yerleriyle yeniden karşılaşmak 
kolay değildir elbet. 
Kolay değildir bunlarla baş etmek, uğruna içinizi öldürmek. 
Zaman alır. 
Zaman alır sizden bunların yükünü 
O boşluk dolar elbet, yaralar kabuk bağlar, sızılar diner, açılar dibe 
çöker. 
Hayatta sevinilecek şeyler yeniden fark edilir. 
Bir yerlerden bulunup yeni mutluluklar edinilir. 
O boşluk doldu sanırsınız 
Oysa o boşluğu dolduran eksilmenizdir. 

Gün gelir bir gün 
Başka bir mevsim, başka bir takvim, başka bir ilişkide 
O eski ağrı 
Ansızın geri teper. 
Dilerim geri teper. 
Yoksa gerçekten bitmissinizdir. 

Zamanla yerleşir yaşadıkların, yeniden konumlanır, çoğalır anlamları, önemi 
kavranır. 
Bir zamanlar anlamadan yaşadığın şey, çok sonra değerini kazanır. 
Yokluğu derin ve sürekli bir sızı halini alır. 
Oysa yapacak hiçbir şey kalmamıştır artık 
Mutluluk geçip gitmiştir yanınızdan 
Her şeye iyi gelen zaman sizi kanatır 
Ölmüş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla 
Günlerin dökümünü yap 
Benim senden, senin benden habersiz alıp verdiklerini 
Kim bilebilir ikimizden başka? 
Sözcüklerin ve sessizliklerin yeri iyi ayarlanmış 
Bir ilişkiyi, duyguların birliğini, 
Bir aşkı beraberlik haline getiren kendiliğindenliği 
Yani günlerimiz aydınlıkken kaçırdığımız her şeyi bir düşün 
Emek ve aşkla güzelleştirilmiş bir dünya 
Şimdi ağır ağır batıyor ve yokluğa karışıyor 
Orada olmuş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla 
Bunlar da bir işe yaramadıysa 
Demek yangından kurtarılacak hiçbir şey kalmamış aramızda. 

Bu şiire başladığımda nerde, 
Şimdi nerdeyim? 
Solgun yollardan geçtim. 
Bakışımlı mevsimlerden 
İkindi yağmurlarını bekleyen 
Yaz sonu hüzünlerinden 
Gün günden puslu pencerelere benzeyen gözlerim 
Geçti her cağın bitki örtüsünden 
Oysa şimdi içimin yıkanmış taşlığından 
Bakarken dünyaya 
Yangınlarla bayındır kentler gibiyim: 
Çicek adlarını ezberlemekten geldim 
Eski şarkıları, sarhoşların ve suçluların 
Unuttuklarını hatırlamaktan 
Uzun uzak yolları tarif etmekten 
Haydutluktan ve melankoliden 
Giderken ya da dönerken atlanan eşiklerden 
Duyarlığın gece mekteplerinden geldim 
Bütünlemeli çocukluklarıyla geçti 
Gençliğimin rüzgara verdiğim yılları 
Gökummaların ve içdökmelerin vaktinden geldim. 

Bu şiire başladığımda nerde, 
Şimdi nerdeyim? 
Yaram vardı, bir de sözcükler 
Sonra vaat edilmiş topraklar gibi 
Sayfalar ve günler 
Işık istiyordu yalnızlığım 
Kötülükler imparatorluğunda bir tek şiir yazmayı biliyordum 
İlerledikçe...Kaybolup gittin bu şiirin derinliklerinde 
Aşk ve Acı usul usul eriyen bir kandil gibi söndü daha şiir bitmeden. 
Karardı dizeler. 
Aşk...Bitti. Soldu şiir. 

Büyük bir şaşkınlık kaldı o fırtınalı günlerden 
Daha önce de başka şiirlerde konaklamıştım 
Ağır sınavlar vermiştim değişen ruh iklimlerinde 
Aşk yalnız bir operadır, biliyordum: 
Operada bir gece uyudum, hiç uyanmadım. 
Barbarların seyrettiği trapezlerden geçtim 
Her adımda boynumdan bir fular düşüyordu 
El kadar gökyüzü mendil kadar ufuk 
Birlikte çıkılan yolların yazgısıdır: 
Eksiliyorduk 
Mataramda tuzlu suyla, oteller kentinden geldim 
Her otelde biraz eksilip, biraz artarak 
Yani çoğalarak 
Tahvil ve senetlerini intiharlarla değiştirenlerin 
Birahaneler ve bankalar üzerine kurulu hayatlarında 
Ağır ve acı tanıklıklardan 
Geçerek geldim. Terli ve kirliydim. 
Sonra tımarhanelerde tımar edilen ruhum 
Maskeler ve çiçekler biriktiriyordu 
Linç edilerek öldürülenlerin hayat hikayelerini de... 
Korsan yazıları, kara şiirleri, gizli kitapları 
Ve açık hayatları seviyordu. 
Buraya gelirken 
Uzun uzak yollar için her menzilde at değiştirdim 
Atlarla birlikte terledim yolları ve geceleri 
Ödünç almadım hiç kimseden hicbir şeyi 
Çıplak ve sahici yaşayıp çıplak ve sahici ölmek için panayır yerleri... 
panayır yerleri... 
Ölü kelebekler... 
Ölü kelebekler... 
Sonra dünyanın bütün sinemalarında bütün filmleri seyrettim. 

Adım onların adının yanına yazılmasın diye 
Acı çekecek yerlerimi yok etmeden 
Acıyla baş etmeyi öğrendim. 
Yoksa bu kadar konuşabilir miydim? 
İpek yollarında kuzey yıldızı 
Aşkın kuzey yıldızı 
Sanırsın durduğun yerde 
Ya da yol üstündedir 
Oysa çocukluktan kalma gökyüzünde hileli zar 
Ölü yanardağlar, ölü yıldızlar 
Ve toy yaşın bilmediği hesap: ışık hızı. 

Aşkın bir yolu vardır 
Her yaşta başka türlü geçilen 
Aşkın bir yolu vardır 
Her yaşta biraz gecikilen 
Gökyüzünde yalnız bir yıldız arar gözler 
Gözlerim 
Aşkın kuzey yıldızıdır bu 
Yazları daha iyi görülen 
Ben, öteki, bir diğeri ona doğru ilerler 
İlerlerim 
Zamanla anlarsın bu bir yanılsama 
Ölü şairlerin imgelerinden kalma 
Sen de değilsin. O da değil 
Kuzey yıldızı daha uzakta 
Yeniden yollara düşerler 
Düşerim 
Bir şiir yaşatır her şeyi yaşamın anlamı solduğunda 
Ben yoluma devam ederim. Bitmemiş bir şiirin ortasında 
Darmadağınık imgeler, sözcükler ve kafiyeler 
Yaşamsa yerli yerinde 
Yerli yerinde her şey 
Şimdi her şey doludizgin ve çoğul 
Şimdi her şey kesintisiz ve sürekli bir devrim gibi 
Şimdi her şey yeniden 
Yüreğim, o eski aşk kalesi 
Yepyeni bir mazi yarattı sözcüklerin gücünden 
Dönüp ardıma bakıyorum 
Yoksun sen 
Ey Sanat! Her şeyi hayata dönüştüren.

Murathan Munga

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder