16 Eki 2012

Kısa kısa İstanbul

Yazacak o kadar çok şey var ki! Bir günüm dahi boş geçmedi. Ama öncelikle şunu söyleyeyim, bayram tatilimi önceden başlattım. Hafta sonu kuzenimin düğünü vardı. Oldukça eğlendim ve ağladım. Neyse oğlan bizim kız bizim olayları olduğundan çok sıkıntı olmadı. Bir ömür boyu mutlu olurlar inşallah!! Adana'dayım ve İstanbul'da bu zamana kadar neler yaptığımı anlatmak istiyorum izninizle ((:

İstanbul'da olduğum süre zarfında evde oturmayı özledim, şaka değil gerçek (:
Efendim, anlatalım bakalım biraz şöyle...
Bir gün sabahın nurunda düştük yollara. Ver elini Üsküdar. Fethi Paşa Korusunda bir kahvaltı. Oh hava miss. Üstüne Kadıköy turu. Kadıköy'de bayıldığım üç mekan var. Birisi Liman, Seda Taşar'ın işlettiği küçük harika bir yer. Magnet ve tablo üzerine daha çok. Harika baykuş resimleri, magnetleri, kitap ayraçları bulunmakta. Seviyorum işte (: Bir diğeri Zencire (adını yanlış yazıyor olabilirim). Biraz aşağıda gibi, bodrum katta gibi. Ama dışarıya, sokağa taşmış eşyaları görünce dikkatinizi çeker zaten (: Hediyelik eşya açısından mükemmel ötesi bir yer. Küçük biblolar, kutular, satranç takımları, tablolar, küllükler, saatler, çantalar.... Ve daha bir sürü şey. Buradan daha öncesinde abim için 'Yılın en yakışıklı abisi' plaketi almıştım (: Bu kez kendime Marilyn Monroe kutusu  aldım. Siyah beyaz dikdörtgen teneke bir kutu. Kitaplığımın üzerinde harika durdu ve içine takılarımı yerleştirdim, her şey daha derli toplu oldu (: Ve bir diğeri de The Company. Burası biraz daha ev eşyası ağırlıklı. Yeni evlenecek çiftlere duyrulur. Orijinal eşyalar istiyorsanız, buyrunuz. Birçok mekana göre daha uygun fiyatları. Bu üç güzel mekan da Kadıköy Bahariye Caddesi üzerinde bulunmaktadır.


Bir başka gün abim ve kız arkadaşıyla Çengelköy'e gittik. Çınaraltı'nda bir güzel kahvaltımızı yaptık. Çengelköy Börekçisinin börekleri harikaydı. Böreklerin yanına manavdan çeri domates ve Çengelköy salatalığı almanızı tavsiye ederim. Tabi bir de Çınaraltı'nın nefis menemeni (:



Uzun bir kahvaltıdan sonra kahvelerimizi içmek için Çikolata&Kahve'ye geçtik. Çikolata&Kahve'yle ilgili daha sonra özel bir yazı hazırlayacağım. Bu özel mekanı işleten kişi Bülent Abi. Henüz pek bir muhabbetimiz olmasa da ben çok sevdim bu abiyi. Mekanı açma hikayelerini merak etmekteyim doğrusu. Google hazretlerinin yardımıyla bir şeyler öğrendim ama olsun, Bülent Abi'nin ağzından duymak başka. Abimler Bülent Abi'nin buluşu Çikolata&Kahve'yi içtiler. Ben bu kez Türk kahvesini tercih ettim. Bu harika tatları onlar da beğendiler elbet. Çikolata deposu yaptım ((: Frambuaz dolgulu çikolatalar benim favorim.


Bu harika mekanın ardından Beşiktaş'a geçtik. Abim beni harika bir yere götürdü. İstanbul'da bici bici yiyebileceğimiz ender mekanlardan. Hatta ben başka bir yer bilmiyorum, siz biliyor musunuz? :D Ama malesef gittiğimizde buz kalmadığı için bici yiyemedim. Neyse sağlık olsun. Kebabın tadına da daha bakamadım ama baktığım zaman buraya yazacağım her şeyi... 


Bici bici nedir diyenlere biraz açıklama getirmeliyim değil mi?


Bici bici Adana yöresine has bir tatlıdır. Yazın o sıcak günlerinde enfes lezzetiyle serinletir hepimizi (: Su ve nişastayla bir muhallebi hazırlanır. Tepsiye dökülüp donmaya bırakılır. Donmuş olan muhallebi küp küp doğranır ve bir kasenin tabanına yerleştirilir. Üzerine buz rendelenir. Şerbet ve gülsuyunun ardından meyveler serpiştirilir. Pipetiyle kaşığıyla pudra şekeriyle servise hazırdır. Bakın yine canım çekti ama boğazım ağrıdığı için yiyemem ki /: Neyse...

Sonra bir gün Yıldız Parkı'na gittik. İstanbul'un göbeğinde o kadar yeşilliği bir arada görmek arkadaşlarımla beni mest etti.


Uzun uzun yürüdük. Adım başı gelin gördük. Bu harika mekanda açık fotoğraf çekimi yapıyorlardı elbette. Sessiz sakin bir köşe bulup kuş seslerini dinleyerek huzurlu dakikalar geçirdik.

Bir başka gün Cağaloğlu'nda kitapçı turu yaptık bir arkadaşımla. Timaş'ın merkezine gittik, beş katlı olana. Alt kat ziyaretçilere, okurlara açık. Üst katlar ise yalnızca çalışanlar için. Bir köşe yapmışlar çay kahve alabileceğimiz bir yer. Kitaplarla iç içe olmak ne harika bir duygu. Timaş'tan iki kitap aldım. Dostoyevski'nin Beyaz Geceler/Uysal Kız adlı ikili romanıyla Muhyiddin Şekûr'un Su Üstüne Yazı Yazmak. Ayşe Şasa'nın Delilik Üzerine Notlar'ında görmüştüm Muhyiddin Şekûr'u. Görünce hemen aldım. Sufî edebiyat her zaman ilgilimi çekmiştir. Henüz okuyamadım kitaplarımı. Kitap demişken Sahaf Festivali'ne gittim ama bir daha ki yazıya olsun. Bir de güzel bir haberim vaaar. Ama o da bir daha ki yazıya olsun. Neyse görüşmek üzreeee ((:

***

İstanbul'da Sonbahar'ı Nil'den dinlemek çok ayrı. Nil'in sesinin rengini çok seviyorum ((:


Akşama doğru azalırsa yağmur

Kız Kulesi ve adalar
Ah burda olsan çok güzel hala
İstanbul’da sonbahar









2 yorum:

  1. İstanbulu anlatmaya kelimeler yetmez..gezmeyede ayaklar dayanmaz...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet (: dilim döndüğünce kalemim yettiğince anlatmaya çalışacağım.. ayaklar da biraz zorlancak artık napalım ((:

      Sil