20 Eki 2012

Geçmişten koparılıp şimdiyle süslenmiş bir gün



Elimde toz kalıntıları. Ha hapşurdum ha hapşuracağım derken soluk soluğa koşturuyorum.

Gözlerime değiyor yüzlerce isim. Elim bir ona gidiyor bir buna. Uzaktan bakmakla olmuyor. Şöyle uzun uzun duruyorum olduğum yerde. Hatta tabure olsa da otursam biraz diye düşünüyorum.

Sonbaharın tarçın serptiği kitap kokusu. Nerede miyim ben? Tabi ki Sahaf Festivalinde. Beyoğlu, Tepebaşı. Sonbahara rağmen yaz çalımında bir hava. Güneşin acıması yok, kitaplara rağmen.

İlk uğradığım stantta el yazmaları, eski yazılar, divanlar... Ciltlenmiş eski kitaplar, dokunmaya kıyamadığım. Kokluyorum öylece uzaktan. Fuzulî divanına bakıyorum. Ellerim dolaşıyor sayfalarında. Kitabı kapatırken gözlerimi de kapatıyorum. Kırk bin bir rahmet ruhuna.

Stantların ortasında durup o anın büyüsüne kapılmak... Geçmişin büyüsü. Toz kokusu ve elimdeki tozdan kaynaklanan hissiyat rahatsız etmiyor. Tersine huzur kaynağı.

Kulağıma bir yerlerden değen Zeki Müren'in sesi. Bana gülümsüyor işte orada. 
Siyah beyaz fotoğraflar arasında yeniden yaşıyorum Asiye'nin aşkını. ''Selvi Boylum Al Yazmalım''
Bir tarafta Ayşecik, Ömercik.
Bir yandan Ajda Pekkan, Müjde Ar, Türkan Şoray ve diğer bazı aktirislerin belki de hiç görülmemiş fotoğrafları. Eski plaklar meraklılarını bekliyor tüm nazlı edalarıyla.




5 liralık, 2 liralık, 1 liralık kitaplar.
Gözlerime takılıyor 5 liralık kitaplar arasında Harry Potter kitaplarına. İkinci el, tozlar içerisinde. Türkiye'deki ilk baskıları. Henüz antika hükmü taşımasalar da benim gözümde paha biçilemez kıymetteler.

Osmanlı'nın son dönemlerinden kalma gazeteler. Okumaya çalışıyorum eski yazıyı. Eğleniyorum o dönemdeki haberleri okumaya çalışarak.

Görmeyi hiç ummadığım eserlerle karşılaşıyorum. Son yılların popüler kitaplarıyla geçmişin tozu üzerinde zamana meydan okuyan yapıtlar aynı safta, aynı rafta, aynı pahada. Hüzünleniyorum...



Sonra bir kitabı görmemle dağılıyor hüzünlerim bir yana. Lawrence'ın Anka Kuşu adlı deneme kitabı.
1966 basım, Bilgi Yayınevinden çıkma. Akşit Göktürk Türkçe'ye kazandırmış. Eskiden Ömer adında birisine aitmiş. Şimdiyse GEB'in kütüphanesinde. Anka Kuşu'nun yolculuğunu merak ettim. Kimlerin elinden geldi geçti acaba bunca yıl?... Ama artık son limanda gerçek evinde, benim ellerimin arasında. Kapakta mor alevler içerisinde bir Anka kuşu bana bakıyor ((:


İncesaz eşliğinde Marily Monroe, Audney Hepburn'ün bana göz kırpan levhalarının arasında ilerliyorum. Zamana direnen, eskimeyen kitapları tebessümle selamlıyorum. Sonra birden onu gördüm.

Simya Sanatı ve Simyacılar, Archibald Cockren'a ait. Büyülendim. Yavaşça elime aldım ve okşamaya başladım sayfalarını. Sayfa düzeni, resimler, bilgiler... Harikaydı. Okudum birazcık ve hoşgeldin kütüphaneme dedim ((:



Safahatlar, Nutuklar... Tüm haşmetleriyle alıcılarını bekliyor ve buluyorlardı da.
NFK, Sezai Karakoç bir yanda.
Nazım Hikmet, Attila İlhan bir yanda.

Yeniciler Dergileri, eski gazeteler ve dergiler bir yanda.

Dans edercesine gezdim, kokladım hepsini.

Güzeldi geçmişten koparılmış şimdiyle süslenmiş bir gün geçirmek.
Koklamak, dokunmak, bağrına basmak tüm kitapları.

Bir daha ki yıla görüşmek üzre Sahaf Festivali...





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder