1 Eyl 2012

Özlemek...


Yazın son günü takvimlere göre.
Havalara göreyse daha var sonbahara. En az 15 gün kadar.
Adana yine dumanaltı. Kızıyorum, mısır eken çiftçilere. Bu güzel şehri bu mevsimde dumanaltı yapmak akıl kârı değil. Tarladan kalkan mahsulün ardından geride kalan posaları, otları temizlemek yerine yakıyorlar. Anız yakmak çöplerin temizlenmesi değil topraktaki canlıları öldürmek oluyor. Aynı zamanda hava kirliliğine de sebep oluyor. Çiftçilere bu durumdan şikayet edince de, ''Biz yapmıyoruz, işçiler yakıyor,'' diyorlar.

Anız yakma seramonisine benziyor ruh halim. Hayallerimdeki çöpleri temizlemeye çalışırken, küçük umut kırıntılarını yok ediyorum. Halbuki tek tek temizlemeye uğraşsam çöpleri.
Neyse...

Özleyeceğim bu balkonu.
Küçük kare beyaz masamı, siyah deri rahatsız sandalyemi.
Özleyeceğim tenimi okşayan rüzgarı.
Işığıyla sözcüklerimle dans eden ay'ı. Ve gökyüzünü seyretmeyi.
Özleyeceğim annemin karşımda sandalyede oturmasını. Ve ben rahatsız olmayayım diye sandalyeyi boş bırakmasını.
Sarı otobüsleri bile özleyeceğim. O kadar yani!

Özlemler güzeldir; göğüs kafesinde bu kadar sıkışma yapmasa, genzimi bu kadar yakmasa, burnumu sızlatmasa!




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder