20 Eyl 2012

En Evvel Aşk

Kadına baskı yapmayı, şiddet uygulamayı İslami kurallarla bağdaştırmak nasıl bir mantıktır? Allah Teala düzenli bir aile yaşamı için bir takım kurallar emir buyurmuş bizler için. Ama insanlar bu kuralları kendi nefislerinin kılıfına giydirip kendi egolarını tatmin etmek için kullanıyorlar.
Nedir bu şimdi?
Neden insanlar dini kuralları kendi keyiflerine göre yorumluyorlar? Dini kendi çıkarları için kullanan o kadar çok insan var ki!
Sonra şeytanın buyruğuna amenna diyenler din afyondur benzetmesi yapar. Bu fırsatı ellerine verenler yine Müslümanlar...
Anlayamıyorum.
Bu din aşk dini.
Bu din hoşgörü,barış dini!
Uzun yıllar boyunca İslam'a kötü gözle bakılmış, Müslümanlar terörist ilan edilmiş. Müminler yobaz, gerici diye yaftalanmış. Bu önyargılar zamanla kırılsa da hala böyle düşünenler var.
Yanlış doğrular öğretilmiş insanlara. Çocuklara yaramazlık yaptıklarında "Bak Allah taş atar," denmiş, korkutulmuş. Cehennem ve Allah'ın gazabı anlatılmış insanlara sürekli. Ama benim Rabb'im Rahman ve Rahim olandır. Merhametlilerin en merhametlisidir. En günahkar kulu dahi 'Rabb'im affet,' dese samimi bir niyetle, Rab hemen affediverir.
Nedir bu insanların merhametsizliği,sevgisizliği,aşksızlığı!
Mevlana demiş ya Mesnevi'de, "Yaratıldı yaratılalı göklerin dönüşünü aşk dalgasından bil. Aşk olmasaydı dünya donar kalır." Ay, dünya aşkla dönüyor. Peki ya biz insanlar? Nedir bu aşktan korkuşumuz, Allah'a aşık divane olmaktan kaçışımız?..
Aşk evveldir. Bir kudsi hadis vardır. "Ben gizli bir hazine idim, bilinmeyi ve sevilmeyi istedim kainatı yarattım." Allah Teala, Kün demiş aşkla. 'Kün Muhammedâ' demiş olmuş Kainatın Efendisi aşkla.
Rab sormuş ruhlara sevgiyle.
"Elestü bi-Rabbikum?"
Ruhlar demiş sevgiyle, "Kâlu belâ"
Belâ ki özü aşktır.
Ama girince ruhlar, beden kafesine Rabb'isini de unutmuş aşkını da.
"En evvel aşk idi, hala ki aşktır.
Aşk ki yaratılıştır, geriye ne kalır?"
İskender Pala
Aşkla sevgiyle atan kalpler dinine, Rabb'ine yakışır kul olacaktır.
Aşk ile, vesselam.

19 Eyl 2012

Geniş Zamanlar Yok


Canım çok sıkılıyor. Yazmak istemiyorum. Buraya uğramadım kaç gündür. Öykülerime de bakmadım. Vampirella zihnimde dönüp duruyor ama tık yok içimdeki yazma hissinde. Öyle bir hissizlik ki sanki okyanusun ortasında ilginç bir teknenin içinde kalmak gibi. Tekne ki gitar şeklinde ya da kalem. Bir önemi yok aslında. Okyanus ve tekne. İstanbul'dayım. Yazmaya ve okumaya geldiğim şehirde. Geldiğimden beri neredeyse her gün dışardaydım. O kadar çok özlemişim ki... Ama dışarda olmaktan sıkıldım. Evde vakit geçirmek istiyorum. Ama yapamıyorum. Hadi şuraya gidelim deyince arkadaşlarım hobaaaa haydeee oluyorum. Hadi düş İstanbul yollarınaa ((: Ama bir yandan da bunalıyorum sokaklarda. Büyülenirken hem de. Nedir bu çelişki anlayamıyorum. Zihnimde binbir türlü sorular ve bu soruları yanıtlandırmak yerine İstanbul sokaklarına sığınmak; kötü niyetli üvey annenin koynuna girmek gibi. Yeri gelince bu koca şehir yaren yeri gelince kötü kalpli üvey anne...
Çok sevdiğim bir insan var, abla bildiğim. Beni onu sevdiğim gibi sevmiyor. Abimin söylediği bir söz beynime kurşun etkisi yaptı. "Sen elmayı seviyorsan elma da seni sevmeli mi? Sen İstanbul'a aşıkken İstanbul seni seviyor mu sanıyorsun?" Ama. İstanbul beni sevmiyorsa. İçinden atmak kusmak istedikleri arasında ben de varsam?... Zaten dün yağmurun şiddetlisine yakalandım... Aman geb, saçmalama.

Geniş zamanlar yok arkadaş. O eskidenmiş. Programımı açıklasam şurda, dudağınız uçuklar. Neyse zamanı gelince biz de rahat edeceğiz elbet.

Bugün Fatih-Çarşamba'ya gittim. Çok farklı bir dünya orası. Huzur mu huzursuzluk mu bilemedim...
İkilemlerdeyim şu sıralar anlayacağınız. Melonkalianım da gelmiş ziyarete. Hüzün gelmiş. Yarın Taksim yapalım da biraz eğlenelim di mi ama? ((:

Geniş zamanlar yok
Hiçbir şey değişmez
Yalanlar güncellenir daha iyi
Yanına kalsın yeter her şey bitsin
Kalmasın bizden geri hiçbir şey artık bitsin

Hayat zor vesselam.


Bu da şarkı.
tık

12 Eyl 2012

Yazmazsam vampir olacaktım


Sabah 8.00
Bir nefes aldım. Pencereden dışarı baktım.
Baktım ama gördüğüm bugünün İstanbul'u değildi.
Şak şak şak. Zihnimde patlayan flaşlar.
İçim ürperdi, üşüdüm.
Bugün vampirella zamanı, dedim içimden.
Yazmazsam deli olacaktım.
Zihnimdeki görüntüler, sözcüklerle hayat bulmayı beklerken, yazmasaydım zihnimde eritilip tüm vücudumu saracaktı. Vampir zehiri gibi adeta. Tüm vücuduma titreme yayılacak, hücrelerim donacak, kan akışım olmayacaktı. Kalbim duracak, kana susayacaktım. Korktum.
"Ben vampir olmak istemiyorum." Bunu diyen ben değildim, Aydanur'du. Ben, benden geçmiş Aydanur olmuştum, Mihrinur, Tuğhan olmuştum. Mahinur, Şemsinur olmuştum.
Peki yazar olacak mıyım?
Güzel soru.
Çalışıp çabalayıp göreceğiz...
Haydi şimdi gidelim İstanbul sokaklarına, Samatya'ya...

***

Teoman dinlemek güzeldir sonbaharda...
Hele Vampirella yazarken ilaç gibidir...

Gündüz düşleriyle her an yanımdasın 
her güneş açışında, batışındasın


yaz yağmurlarıyla, güz yapraklarıyla 
gündüz düşlerimde beni seviyor 
yaz yağmurlarıyla, güz yapraklarıyla 
gündüz düşlerimde benim oluyor

7 Eyl 2012

Üsküdar'a Gideriken




İstanbul'dan bildiriyorum elbet.
Dün çok yoruldum, yerleşme temizlik falan filan. Neyse. Sonra o yorgunluğun üzerine bir çılgınlık yaptım. Akşam çıktım evden doğru Eminönünden vapurla Üsküdar'a. Orada önce bir namaz kıldım sonra ver elini sahil. Şemsi Ahmed Paşa Camii'ni ne çok özlemişim, diğer adıyla Kuşkonmaz Camii. Balık ekmek aldım ama ben balık sevmiyorum!! Yiyemedim pek. Kız Kulesi bir harikaydı. Oturdum bir süre izledim. Bir şeyler karaladım sonra da ((:

***



Denizin ortasindaki Kız Kulesi gibi aşkımız. Aşk denizinin ortasına kondurulmuş nazlı mı nazlı. Ulaşılmaz. Yanına sokulmak için suları aşmak gerek. İzlemeye doyulmaz.
İstanbul'u sevmek gibi seni sevmek. İçindeyken ayrı seversin İstanbul'u, uzaktan ayrı. İçindeyken tüm meşakkatini çekersin ama sonra Üsküdar'da aldığın solukla yeniden bağlanırsın bu şehre. Uzaktan da tüm zorluklarına rağmen hayaliyle yaşarsın. Ama ben İstanbul'u içindeyken sevmeyi seçtim tüm zorluklarına rağmen

***



Üsküdar'a doyamasam da biraz daha hareket için Beşiktaş'a geçtim. Özlemişim buranın hareketliliğini. Beşiktaş'a gelmişim waffle yemeden olur mu? Yine döke saça yedim. Resmen waffle ile savaştım ve savaşı kaybettim. Sonra otobüs beklerken.....

***



Başımı kaldırdım gökyüzüne. Bulutların arasından tüm gizemiyle tebessüm ediyordu ay. Yüzünü göstermişti en sonunda mehtabı seyreylemeye çıkmışlara. Ay hem de dolunay. Her yer gökyüzü her yer yıldız. Rüyamdaki gözlerin hepsinden güzel. Şimdi senin de gözlerin hep deniz görecek. Denize her baktığında beni görsen ya. Yakamozları beraber izlesek, aynı anda bambaşka şehirlerde.

***
Yatağıma uzandığımda günün yorgunluğuna eşlik eden aşkın hüznü vardı üzerimde...

Not: Üsküdar'da balık yemek için Seyr-i Sefa'yı Beşiktaş' ta waffle yemek için Arwen'i tercih ettim. Tavsiyedir.

4 Eyl 2012

Hoşgeldim İstanbul



İstanbul'dan bildirmekteyim!!!!!!
Zorlu bir metro taksi yolculuğundan sonra evime geldim. Ohhh temizlik kokuyor ne güzeel. Ben gelmeden odam temizlenmiş ((:
Ayrılıklar zor demiştim değil mi....
Ama yine de burası İstanbul.

Bul da bul İstanbul.
 Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar; 
Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar... 

NFK'yı anmadan geçmeyelim lütfeeen.

Bu kez kendimi daha iyi hissedeceğim burada. Daha ağlamadım inanamıyorum. Acısı ne zaman çıkar kim bilir... Öykülerimle ilgilenmem lazım, yerleşmem lazım, romanıma bakmam lazım ama şimdi terasımıza çıkıp denizi seyretmeliyim. "İstanbul ben geldiiiiim, yine ve yenideen. Martılar ben geldiiiiim! Bana ilham getireceğinize söz veriiin!" diye bağırmak istiyorum ama sessiz çığlıklarla :D

Mutlu kalın!!


Canım İstanbul
Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
İçimde tüten bir şey; hava, renk, eda, iklim;
O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.

İstanbul benim canım;
Vatanım da vatanım...
İstanbul,
İstanbul...

Tarihin gözleri var, surlarda delik delik;
Servi, endamlı servi, ahirete perdelik...
Bulutta şaha kalkmış Fatih'ten kalma kır at;
Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...
Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare? ..
Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;
Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet...

O manayı bul da bul!
İlle İstanbul'da bul!
İstanbul,
İstanbul...

Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
Çamlıca'da, yerdedir göklerin derinliği.
Oynak sular yalının alt katına misafir;
Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.
Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar...
Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi?
Cumbalı odalarda inletir ' Katibim'i...

Kadını keskin bıçak,
Taze kan gibi sıcak.
İstanbul,
İstanbul...

Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler!
Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler...
Eyüp öksüz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu,
Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu.
Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
Hala çığlıklar gelir Topkapı Sarayından.
Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar...

Gecesi sünbül kokan
Türkçesi bülbül kokan,
İstanbul,
İstanbul...
 
Necip Fazıl Kısakürek

***
Uğur Işılak'ın Necip Fazıl'ın şiirlerini seslendirdiği harika bir albüm çıktı biliyor musunuz? Almak daha nasip olmadı ama inşallah alacağım ((: Bu da küçük bir dinleti olsun size. Fikir edinmiş olursunuz hem ((:

3 Eyl 2012

L&M yazısıyken vedaya dönüşen yazı


Dikkat! Bu bir L&M yazısıdır.

Aman efendim nedir bendeki bu haller? 1 yılı geçti bu blogu açalı ama hiç limondan bahsetmemiş miyim? Limon ne diye soracaksanız Leyla ile Mecnun'un kısaltması. Ev arkadaşlarımla böyle kısalttık işte. LM deyince güzel olmuyordu. Limon güzel oldu ama sevdik ((:
Şimdi ben öyle 'aman reyting yapmış dizi. ben de bi bakim' diyenlerden değilim arkadaş! Neredeyse en başından beri bu izdeyim. Neyse ilk bölümlerini biraz kaçırmış olabilirim ama olsun. Sapına kadar L&M'ciyim arkadaş!
Neyleyim İsmail Abi deyince Hooop demeyen sevgiliyi diyecek kadar hem de :D Biliyorum çok klişe ama naparsınız at gibi dizi olunca, klişe mlişe dinlemem efendim.
 O Kireçburnu çocukları, adam gibi adam!
Heyecan yaptım, gaza geldim :D

E ne yapayım kaç ay aradan sonra yeni bölüm çarpıyor işte.
'Buda' gibi bayağı esprilere Burak Aksak böyle güldürür işte.
Naçizane güzel mesajları diziye böyle güzel işler işte.


Güzeldir işte ya. Bel altı vurmadan esprilerle güldürür, argodan küfürden kaçar. Biplere gerek duymadan 'bidon, terlik' gibi sözcüklerle küfürleri saydırır. Değerlere saygılıdır. Ramazan'da yeni bölümleri yayınlanırken dizide yaşatır. Aşklar öyle gelip geçici değildir efendim. Görüyoruz işte İsmail Abi'nin Şekerparesi'ni Mecnun'un Leyla'sını Erdal Bakkal'ın Nurten'ini ve diğerleri. Tamam Yavuz Zeynep'ten sonra Eylül'ü buldu ama Eylül daha iyi işte :D

Öcü Leyla'yı çok özlemişim. O da bulsun birisini yahuu :D

Aile dizisi işte. Oturun aile boyu alın elinize çekirdek çitletin bir yandan, bir yandan da gülün. Kışın alın battaniyenizi girin anne babanızla altına ya da kardeşlerinizle ya da arkadaşlarınızla koyniş koyniş izleyin filminizi. İsmail Abi'yi örnek alın biraz. Dostluğu öğrenin, fedakarlığı. Arkadaşınızın, kardeşinizin yardıma ihtiyacı varsa Şekerpare'nizi bırakacak kadar sevin birbirinizi. Yavuz olun biraz Eylül'ü bırakın gidin mahallenizi kurtarın, değerlerinizi.
Ama kimi zaman da Mecnun olun Leyla'yı kurtarmak için neler yapmıştı, hatırlayın. Sevdiğiniz gitse de bu dünyadan, unutamayacak kadar sevin. Çöllere düşün. Sevin işte yahu ((:


Eğlenmesini de bilin eğlendirmesini de. Doğal olun biraz. Örnek olun, örnek alın ((:
Sevin, sevilin, güzelleşin ((:

Üniversiteden iki arkadaşım var çok sevdiğim. Sümeyye ve Melike. Leyla ile Mecnun severler onlar da. Çok özledim onları. Bi gidim İstanbul'a bol bol L&M sohbetleri yapmak istiyorum. Belki Kireçburnu'na da gideriz beraber ((: 



İstanbul demişken, yarın yolcuyum a dostlar. Masam karmakarışık. 10 dakikada yerleşmiştim hevesle, şimdi geri toplanma vakti hüzünle.

Adana'dan ayrılmak zor. Hani tamam İstanbul gittiğim yer ama... Aileden, dostlarda, arkadaşlardan, Esma'dan, Rüveyda'dan, odamdan, kitaplarımdan, evimden ayrılmak. Hüzün...

Tek kız olunca, geride anne ve babayı tek başına bırakmak yoruyor insanı.
Ama bir gün yazar olduğumda, kitaplarımı imzalarken Adana Tüyap Kitap Fuar'ında tüm bu ayrılıklara, hüzünlere değdi diyeceğim inşallah ((:

Hüzünler diyarından koparılıp getirilmiş benim pek sevgili odam. Kendine ve anneme,babama iyi bak. Onlar üzülüp ağlamasınlar seni gördüğünde. Giysilerimi, kitaplarımı koklayıp ağlamasınlar. Ben de ağlamayayım duvarlarına dokunup... Yatağıma uzandığımda pencereden gökyüzünü izlemeyi çok özleyeceğim...
İtiraf ediyorum, giysi dolabımın kapaklarının iç tarafı Harry Potter film afiş posterleriyle kaplı :D Dolabımı açtığımda o üçlüyle karşılaşmayı çok seviyorum. Onları da çok özleyeceğim. Neyse, bu kadar hüzün yeter di mi ama. Valizimi hazırlamalıyım.

Hüznümü geçiren dualarınızla...

Buda o harika klip.

Not: Yukarıdaki link yazım yanlışı değildir. Diziyi izleyenler ya da twitter hesabı olanlar beni çok iyi anlamışlardır ((:


Kore mi desem?

Ben de bir Kore hayranıyım! Şu zamana kadar bunun üzerine neden bir yazı yazmadım bilmiyorum.
Aslında şöyle olabilir, daha çok yeni olmamdan ve bir bağımlılık haline gelmesinden korkmamdan.
Uzak Doğu ile ikişkilerimiz çok uzun zaman önceye dayanıyor aslında. Animelerle başladım, Japonya merakıyla çekiklere ilgim başladı. Sailor Moon. Bu çılgınlığım özel olaraktan yazmak istiyorum daha sonra.
Neyse ben böyle çekiklere aşık ola ola büyüdüm, Japonya'yı acayip merak ederekten. Aynanın karşısına geçer gözlerimi çekik yapıp kendimi izlerdim :D

Ortaokul yıllarında animelere ilgim arttı Miyazaki'yi acayip sevdim ama Güney Kore konusunda tık yok.
Neyse lise oldu. Lise sona doğru bir Güney Kore fırtınasının estiğini geç de olsa anladım ama sınav öğrencisi olunca pek bakamadım. Üniversiteli olunca hadi şimdi tam zamanı dedim ve ta daaaa. Güney Kore aşığı oldum çıktım ama yine de bilgilerim çok az /: Sadece 2 tane drama izledim. Film daha çok izledim

Bir Milyonerin İlk Aşkı
İlk Kar
A Moment The Remember
My Tutor Friend
Sana Aşkı Öğreteceğim
Hırçın Sevgilim
Küçük Gelin

Ve daha adını hatırlayamadıklarım..
Dramalar ise, kimden duyduysam Kore izlemeye ilk Boys Over Flowers'la başlamış :D Ben de Bof'la başladım. Tavsiye üzerine. Sonra orda Minoz'cü olunca  KIM HYUNJOONG'cu olmam için Playfull Kiss izlememi söylediler ama ben her şeye rağmen Lee MİN Hoo'yu seviyorum. Yavaş yavaş başka oyuncuları da izleyeceğim. Kore oppalardan ibaret değil unnileri de öğreneceğim elbet :D

Güney Kore hep kadeş ülke olarak bilinir. Kültürlerimiz biraz birbirine benzermiş. O konuda da biraz araştırma yaptım, araştırmalara devam edeceğim. Gitmek istediğim ülkelerin başında geliyor Güney Kore kısmet artık ((:

Güney Kore'de kolejlerimiz de var. İlgi güzelmiş. Artar umarım. Böylelikle iki ülkenin kardeşliği daha da büyür. Şimdi biz böyle oppa hayranlığı yapıyoruz ya oradaki kızlar da bizim oyuncularımıza aynı ilgiyi gösteriyor mu merak ediyorum

Neyse şimdilik bu kadaaar. Ara ara yazacağım yine.



GJP :Yakışılıyım,uzunum zenginim.Aptal mısın?Neyimden hoşlanmıyorsun.En çok neremden nefret ediyorsun

Jandi:O aptal kıvırcık saçlarından senin herşeyinden nefret ediyorum!

GJP:Yanlış ilaç falan mı aldın? :)

-------------------------------------------------

GJP :Özür dileyeceksen,geç kaldın.
Jandi:Tüm bunlar senin için.

GJP:Siz kendi aranızda böyle mi özür dilersiniz?
Jandi:O halde kurban suçludan özür dilemek zorunda,öyle mi?

Jun Pyo yüzüne havluyu yer.Jun Pyo ayağa kalkar ve Jandi'ye doğru sinirli sinirli yürür:"Ne!"
Geum Jandi boksor hizasında ellerini yumruk yapar.

GJP:"Sen...Ne yaptığını sanıyorsun?"
Jandi:"Sana söyledim.Tüm bu olanları sessizce oturup izelemeyeceğimi söyledim!!!Aaaaaaaa!!!" ve Go Jun Pyo Jandi tarafından dönerli uçan tekmeyi yer :))


Oh Ha Ni:Baek seung jo senin tavırlarının nekadar yorucu olduğunu yeni farkedebildim.Mezuniyetle beraber aşkımda sona erdi.Bitti bu iş.
Seung jo:Beni unutacak mısın ?
Oh Ha Ni:Evet,seni unutup üniversitede yeni biriyle tanışacağım.
Seung jo:Kolaysa unut ozaman...(Oh Ha Ni'yi öper).
Seung jo:Unutamayacaksın sanırım ağzın açık kaldı.







1 Eyl 2012

Kısa kısa filmler

İzlediğim bazı filmlere kısa kısa değinmeden edemeyeceğim ((:


Her Çocuk Özeldir



Yine bir Aamir Khan filmiş. Heyecanla başladım filmi izlemeye. Başlangıcı çok eğlenceli, çok renkli. Tetris gibi, bilgisayar oyunu gibi başlıyor.
Heeeey, hayalgücü oldukça geniş bir çocukla karşı karşıyayız. İlerleyen sahnelerde disleksi hastası olduğunu öğreniyoruz. Ishaaan.
Yine çocuklar arasında şiddet.. Ama ben çok üzülüyorum. Çocuklar hiç kimseden şiddet görmesin! Of1 Uçurtma Avcısı ve Suskunlar geliyor aklıma. Neyse. Sakin.
İnsanların yarış atı gibi olduğu çok güzel vurgulanmış. Aamir Khan zaten boşu boşuna film yapmıyor. Filme mesajları çok güzel serpiştiriyor.
Asi sıtaylaaaa diye bağırdığım Fareli Köyün Kavalcısı sahnesi. Korku filmi gibi başladı bu sahneler :D
Disleksi bir çocuğun gelişimi, yeteneklerin önemli olması. Harika vurgular. Ve final, Ishaan'ın uçuşu... Merak ettiniz mi? O zaman hemen oturun ve izleyin ((:

Ye Dua et Sev


Okudum ardından izledim. İkisinde de ara ara sıkıldım. Doğruya doğru e ne yapayım? ((:
Steven'a çok gıcık oldum. 
''Çocuk sahibi olmak yüzüne dövme yaptırmak gibidir.'' Kadın iyi demiş. Tüylerim ürperdi.
***
''Kalmaktan daha zor olan bir şey varsa gitmektir.'' 
Zavallı Liz. Daha önce hiç Allah'a dua etmemiş.

Gökten düşmüşçesine bir yazı mı oldu? Elizabeth Gilbert boşanmasını ve benlik arayışını anlatıyor. Önce İtalya'ya gidim kilo alıyor, hazzı yaşıyor ama aşktan uzak durarak. Hindistan'a gidip Tanrı'sına yaklaşıyor, meditasyon yapıyor. Sonra Bali'ye geçiyor, Ketut'la vakit geçirirken aşkı buluyor. İnancı da, kendisini de.

-Avrupa'ya gitmeni istemiyorum.
-Ben de evli kalmak istemiyorum.
*Eşiyle aralarındaki konuşma.

Oruçken bu filmi izlemek saçmalık mı diye düşünmüştüm. Çünkü oruçtum ve nefis İtalyan yemeklerini, yıllarca aç kalmışçasına yiyordu. Hele Napoli'de pizza yiyişi....

İtalyanların bir şey yapmamanın güzelliğini tanımlaması harika. Bir İtalyan erkeği olsa, fena olmaz mı? Yok yok, ben yapamam o İtalyan yemekleriyle :D Çok kalorili :P

Kelimesini arayan kadın, çok güzel. Benim kelimem ne olabilir? Geveze. Çok makul.

Hindistan bölümünde çok sıkıldım! Meditasyon bana göre değil.. Ama Hint düğünü çok güzeldi.
Felipeeee. kalpkalpkalpkalp. Kitapta oldukça yaşlı hayal etmiştim ama filmde gayet hoştu. İzlemeye değer. Gerçekten. İtalya ve İtalyanca aşığı olacağınıza eminim ((:

Aşk Tarifi


Heyecanlıyım. Çok özel bir film olduğunu hissedebiliyorum.
''Öyle diyorsan öyledir şef.'
Mmmm canım mısır çekmişti izlerken. Normalde üzerine yazmak istediğim bir film seyrederken bir şey yiyemem ama bu kez çekmişti işte ((:

Kate'in yalnız olmasından hoşlanmadım /: Ama sonra yanına yeğeni geliyor ve hayatı değişiyor.
'Her şeyin olması gerektiği gibi olması.' Fazla prensip sahibi :D

Sevmekten, sahiplenmekten, sahip olmaktan korkuyor. Ben gibi.

Pavorotti eşliğinde yemek. Harika! Nicaholos. Kısaca Nick. Sevdim ((:

Ve Zoe. Hayat anlamında.

***
-İlginç bir şey öğrendin mi?
+Hayır
-İlginç olmayan bir şey öğrendin mi?
+Hayırç
-Öğretmenin nasıl?
+Kel.
***

Kendime benzetiyorum Kate'i. Daha da beteriyim belki de. Tatminkar değilim. Aptal ben! :D

Ve son.
Nick, Kate, Zoe's.
Çok tatlılardı. Mutluluk. Aşk. Sevdim. İzleyin ((:

Buz Prensesi


Casey çalışkan bir kız. Gayet feminist bir anne tarafından büyütülmüş. Annenin bazı fikirleri güzel. Kızı iyi olsun, en iyi okullarda okusun istiyor ama kızının hayallerinin olmasına hiç izin vermemiş. Ama şans Casey'e gülümsüyor. Hiç aklından geçmese de kader ağlarını örüyor ve hayal dahi kurmamışken artistik buz pateni yarışmalarına giriyor. Buz patenci harika bir kız oluyor ((: Hem zeki hem güzel hem yetenekli. İnekler sınıfındayken cool kızlar sınıfına atlıyor. Amerika'daki bu saçmasapan hiyererarşik okul sistemi bizim ülkemize de sıçrıyor yavaştan. Çok riskli. Gossip Girl'e fazla kaptırmamak lazım kendimizi... İki farklı anne modeli var. Daha fazla anlatmayacağım. İzleyin diyorum bu kadar :D


Twelve and Holding


Psikopatça bir film. Bu yazıyı yazdıktan sonra unutmak istiyorum. Zaten çocukların adını hatırlamıyorum.
Katil bir çocuk.
12 yaşında bir kız, küçük kadın edasında. Kocaman bir adamdan neler istedi, aptal.
Obezite bir aile. Anne oğlunun zayıflamasına acayip üzülüyor ve zayıflamasına engel olmaya çalışıyor.
Başka bir anne, bir kaza sonucu oğlunu öldüren çocukların ölmesini istiyor. Geride kalan oğlunu da nefretle büyütmeye çalışıyor.
Babasız bir kız. Baba figürünü aşkla harmanlayarak yabancı bir adamdan ilgi istiyor.
İzlenmesi gereken bir film. İç karartıcı ama, dikkatli olunuz ((:

***

Amelia'yı izliyordum yarım kaldı, Ölü Gelin'i izliyordum yarım kaldı. İkisini de bir daha internetten izlemeye çalışmayacağım gidip cidilerini alacağım. İnadım inat. İzleyeceğim sizi!

Benden bu kadar. Bir daha ki film eleştirisinde ya da film tanıtımında görüşmek üzreeeee!









Özlemek...


Yazın son günü takvimlere göre.
Havalara göreyse daha var sonbahara. En az 15 gün kadar.
Adana yine dumanaltı. Kızıyorum, mısır eken çiftçilere. Bu güzel şehri bu mevsimde dumanaltı yapmak akıl kârı değil. Tarladan kalkan mahsulün ardından geride kalan posaları, otları temizlemek yerine yakıyorlar. Anız yakmak çöplerin temizlenmesi değil topraktaki canlıları öldürmek oluyor. Aynı zamanda hava kirliliğine de sebep oluyor. Çiftçilere bu durumdan şikayet edince de, ''Biz yapmıyoruz, işçiler yakıyor,'' diyorlar.

Anız yakma seramonisine benziyor ruh halim. Hayallerimdeki çöpleri temizlemeye çalışırken, küçük umut kırıntılarını yok ediyorum. Halbuki tek tek temizlemeye uğraşsam çöpleri.
Neyse...

Özleyeceğim bu balkonu.
Küçük kare beyaz masamı, siyah deri rahatsız sandalyemi.
Özleyeceğim tenimi okşayan rüzgarı.
Işığıyla sözcüklerimle dans eden ay'ı. Ve gökyüzünü seyretmeyi.
Özleyeceğim annemin karşımda sandalyede oturmasını. Ve ben rahatsız olmayayım diye sandalyeyi boş bırakmasını.
Sarı otobüsleri bile özleyeceğim. O kadar yani!

Özlemler güzeldir; göğüs kafesinde bu kadar sıkışma yapmasa, genzimi bu kadar yakmasa, burnumu sızlatmasa!