13 Ağu 2012

Aşk, gel artık, beni inandır kadını aşk bilen birinin varlığına.

Ataerkil toplumun getirileri, kadın zulmü!
Zulüm deyince salt fiziksel şiddet gelmesin akla. Psikolojik baskılar fiziksel saldırılardan daha acı verici olabilir. Ve belki de çağın en büyük zulmü, namus meselesi....

Genç yazarlardan birisinin ilk kitabını bitirdim bugün. İhtiras, iftira, şehvet ve aşk. 19.yy Londra'sında bir kontes ve bir dükün aşk hikayesi. Okurken acı acı güldüm çoğu zaman. Kadınları tamamen metalaştıran bir romandı. Kadın bir seks objesi. Ve bu rezaletin yazarı da bir bayan. Genç demiştim ya, genç değil; çocuk. 15 yaşındayken yazmaya başlamış tüm bu şehvet sahnelerini. Yazık, çok yazık. Sonra elime aldım Ahmet Günbay Yıldız'ın İstanbul Yüzlü Kadın adlı romanını. Bulanmış zihnim, kirlenmiş hayallerim temizlensin diye okudum biraz. Dolunay'ın hisleri içimdekilerin daha da kaynamasına sebebiyet verdi. Yazdığı şiirlere babasının verdiği tepki 'Aferin kızım.' olacağına 'Sen aşık mısın yoksa?''. Aşık olsa ne olacak? Suç mu? Suç, evet. Suç! O bir kız. Aşık olamaz, yazı yazamaz. Ama ayak işlerini yapar. Abisi ve kardeşleri dururken, gider bakkala çakkala. Çünkü o bir kız, o bir köle! Ayak işlerini yapar ama komşu çocuğuyla tek kelam edemez. Suç! Ağabeyi de unutmamak lazım. Sevgilisiyle gezip tozabilir, şiirlerinde müstehcen ayrıntılara yer verebilir. Çünkü o erkek! Sevgilisi olması babasının göğsünü kabartır. Sanki o kızın babası yok, sanki o kızın namusu yok!

Kadın kocasının, babasının, abisinin hatta kendisinden küçük erkek kardeşlerinin kölesidir anlayışına sahip çıkan insanımsılar! Hepinizin canı cehenneme!
Böyle bir şey olabilir mi? Kadın da bir candır erkek de.
Kadınları toplumun arka planına atmak; o çalışamaz, o gezemez, o konuşamaz demek ne büyük bir cehalet!
Erkeği doğuran kadın, erkeğe yâr olan kadın, erkeğe evlat veren kadın.
Kadına el kaldırmak, kadını baskı altına almak; erkekliğinden şüphe duyanların bu durumunu bastırmak için kullandığı yoldur.
Kadın, nadide bir çiçektir velakin yeri geldiği anlarda bir arslana dönüşebilir. Kadının fıtratında bu vardır ama malesef çoğu sindirilmiş durumda. Köleleştirilmeye bir son vermeli artık!

Yazı yazmayı bir sevda bilen ben, bir bayan olarak, kalemime sansür vurmam için üzerimde bir baskı hissetmişimdir çoğu zaman. Bu durumuma sebep olanlar genelde bayanlardı. İşin en acı tarafı da bu zaten. Bu baskıyı görmezden gelmeye çalışırken, çoğu zaman tutuk kalmıştır kalemim. Ama buna bir son verdim çok geç olmadan.
İstediğim gibi istediğim her konuyu yazabilirim, özgürüm!
Ama bu özgürlüğümü müstehcenlikle sınırlamamak lazım. Yapılan işin adı edebiyat başlığı altında toplanıyorsa 'edeb'e yakışır 'edip'ler olmak gerekmez mi?

Velakin, üslubumda cüretkâr olmak istiyor kalbim. Hay hay, kaleme hüküm veren kalptir, efendim. Kalemim, emrine amadedir pek sevgili kalbim efendim.

Kalem tutmak, kılıç tutmaya benzer.
Ne için kuşanıyorsan kılıcını, uğruna ölmeye razısın demek ki.
Kalem kuşanma seremonimin daha fazla gecikmesini istemiyorum...
Aşk, gel artık kalemimin ucuna, süsleyeyim sözcüklerimi senle.
Aşk, gel artık, beni inandır kadını aşk bilen birinin varlığına.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder